Derler ki uyuyanı uyandırmak mümkündür ama uyanmak istemeyene yapacak bir şey yoktur. Modern zamanların gafleti uyanmak istemeyenin haline benziyor. İnsan hakikati bilmediği için gafleti tercih etmiyor, hakikatin kendisine yükleyeceği sorumluluktan kaçtığı için uykuda kalmayı tercih ediyor. Böylece gaflet bir uyku olmaktan çıkıyor, insanın kalbini mühürleyen ve istese de artık uyanamayacağı bir felakete dönüşüyor.
Gaflet kalbin uykusudur. İnsan uyanık görünse de hakikate karşı kapalıysa gafildir. Gafillerin gözleri açıktır ama ibret almazlar. Kulakları duyar ama nasihat içlerine işlemez. Kalp atışları işitilir ama hayatın maksadına uyanamazlar. Bu yüzden gaflet uykusu, yaşarken ölmek gibidir. Kalp çalışsa da esas vazifesini yapmaz. Vücuda kan pompalar belki ama hakikate sevk edemez.
Toplum bir gaflet uykusunda. Şimdilerde farkındalık, iyi oluş hâli ve hazır bulunuşluk gibi kavramların öne çıkması tesadüf değil. Çünkü büyük bir dikkat dağınıklığı içinde yaşıyoruz. Sürekli uyarılıyor, sürekli bölünüyor, bilgi bombardımanı altında sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Beden bir yerde, zihin başka bir yerde, göz ve kulak başka yerde, ya kalp? Hiçbir yerde, çünkü uyuyor.
Farkındalık insanı otomatik yaşamaktan çıkarmak ister. İyi oluş, insanın psikolojik dengesini korumayı hedefler. Hazır bulunuşluk ise insanı öğrenmeye, anlamaya ve karşılaşmaya açık hâle getirmeye çalışır. Fakat bütün bu psikolojik durum tespitleri, insanın niçin yaşadığı, kimin huzurunda bulunduğu ve bu hayatın hesabını nasıl vereceği sorusuna cevap vermedikçe gafletin köküne inemez. Çünkü gaflet sadece dikkatin dağılması değil, istikametin kaybolmasıdır.
Modern insanın gafleti, farkındalığını Allah’tan bağımsız bir kendine kapanma biçimine dönüştürmesinde yatıyor. İnsan sadece kendi duygularını, kendi konforunu, kendi iyilik hâlini ve kendi iç huzurunu merkeze alırsa, farkındalık benliği büyüten bir kansere dönüşür. İslam’da gafletten uzak oluş, benliği büyütmek değil, benliği haddine çekmektir. Kul olduğunu bilmek, emanet taşıdığını fark etmek ve hayatını Allah’ın huzurunda yaşadığını unutmamaktır.
Kur’ân’ımız bizi “sakın gafillerden olma” diye uyarıyor. Bu uyarı, yalnızca unutkanlığa karşı yapılmış basit bir hatırlatma değildir. Kalbin uyumasına, insanın kendini başıboş zannetmesine, hayatı Allah’tan bağımsız bir alan gibi yaşamasına karşı yapılmış derin bir ikazdır. Çünkü gaflet, insanın hakikati bilmemesi değil, bildiği hakikate göre yaşamamasıdır. Ölümü bilip ölmeyecekmiş gibi yaşamak, nimeti görüp şükürsüz kalmaktır.
Bu sayımızda gaflet meselesini ele alırken aslında çağımız insanının en derin yarasına dikkat çekmek istiyoruz. Kalbin uykusuna, dikkatin dağılmasına, benliğin şişmesine, dünyanın insanı kuşatmasına ve kulluk bilincinin zayıflamasına karşı bir uyanış çağrısı yapıyoruz. Farkındalığın zikirle, iyi oluşun diri oluşla, hazır bulunuşluğun murakabe bilinciyle tamamlanması gerektiğini hatırlatıyoruz.
Gafletten korunmanın en kritik noktası dikkat ahlâkıdır. İnsan neye dikkat kesilirse kalbi ona meyleder. Sürekli dünyaya bakan kalp dünyevileşir. Sürekli ekranların, akışların ve gündemlerin içinde kalan zihin derin düşünme kabiliyetini kaybeder. Zikir, dağılmış zihni ve kalbi toparlama çabasıdır. İnsan zikirle gaflet uykusundan uyanır; kendini, Rabbini ve ahdini hatırlar. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.