Allah rahmet eylesin İbrahim Teymi şöyle der:
- Mü'min olup da hüzünlenmeyen ve korku içinde bulunmayan birisinin cennet ehlinden olmamasından endişe edilir. Zira ehli cennet, cennete girince şöyle derler:
"- Biz bundan önce dünyada, ailelerimiz içinde akıbetimizden korkanlardık." (Tûr /26)
BURADA AĞLAMAK FAYDASIZDIR
Birgün Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve selem Cebrail aleyhisselam'dan cehennemi sordu.
Cebrail aleyhisselam uzun uzun cehennemi anlattı. Peygamber efendimiz anlatılanlara dayanamayıp bayıldı. Ayıldığında buyurdu ki:
- Ey Cebrail, böyle şiddetli, felaketli yere benim ümmetim girecek mi?
- Evet, ümmetinin büyük günah işleyenleri cehenneme girecektir.
Bunun üzerine Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, çok ağladı. Sonra odasına çekildi, sadece namaz için dışarı çıkıyor, bunun dışında kimseyle görüşmüyordu.
Peygamber efendimizin dışarı çıkmasının üçüncü günü hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, kapısının önüne gelerek:
- Resülullah'ı görmek mümkün mü? diye seslendi, fakat içeriden bir cevap gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.
Sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh gelip, aynı sözleri söyledi. Ona da cevap gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.
Sonra Selman-ı Farisi radıyallahu anh geldi. Ona da bir cevap verilmeyince, ağlıyarak Hazreti Ali radıyallahu anh'ın evine gidip durumu anlatdı. Hazreti Fatıma radıyallahu anha hane-i saadete koşdu:
- Ey Allah'ın Resûlü ben, kızınız Fatıma'yım, dedi. Resûlü ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, o anda secdeye kapanmış ümmeti için ağlıyordu.
Hazreti Fatıma, kapı açılıp içeri girince babasının ağlamaktan yüzünün sarardığını, avurdlarının çökmüş olduğunu gördü:
- Babacığım! Size böyle ne oldu? diye sordu. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
- Ey Fatıma! Bana Cebrail gelip, cehennemi, tabakalarını anlattı. Ümmetimden büyük günah işleyenlerin, cehenneme atılacağını bildirdi. İşte beni ağlatan, kederlendiren budur.
Sonra Hazreti Fatıma ümmetinden günah işleyenlerin cehenneme nasıl gireceklerini sordu. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlattı:
- Günahkarlar tutulup cehenneme götürülürken "Ya Muhammed... Ya Muhammed..." diye bağırarak giderler. Fakat cehenneme yaklaşıp cehennem melekleri görününce, bunu unuturlar.
Melekler:
- Sizler kimlersiniz? diye sorarlar.
- Biz kendilerine, Kur'an inmiş olanlardan ve Ramazan'da oruç tutanlardanız, derler. Melekler de:
- Kur'an-ı Kerim Muhammed aleyhisselamın ümmetine inmiştir, derler.
Bunun üzerine peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ismini hatırlayıp:
- Bizler Muhammed aleyhisselamın ümmetindeniz, derler. Melekler de:
- Kur'an-ı Kerim'deki Allahü Teala'ya asî olan kimselerin hallerini bildiren ayetlerden haberiniz yok muydu, diye sorar. Onlar da:
- Vardı. Fakat gaflete geldik, şeytana uyduk. derler. Hallerine çok üzülürler. Meleklerden izin isteyip hallerine uzun uzun ağlarlar. Gözyaşları kalmaz, gözlerinden kan akmağa başlar.
Sonra melekler onlara derler ki:
- Bu ağlamanız boşunadır. Eğer dünyada böyle ağlasaydınız, faydası olurdu, şimdi burada ağlamazdınız.
Sonra meleklere emir gelir:
"- Atın onları cehenneme!"
MAHŞER YERİ
O müthiş günde mahlûkatım o andaki izdihamını düşün! Yedi kat gök ve yedi kat yer ehli, melekler, cinler, insanlar, şeytanlar, vahşi hayvanlar, kuşlar orada toplanacaklar. Güneş sıcaklığı artmış olarak üzerlerine vuracak, mahlûkatım tepesine iki yay kadar yaklaşacak. Mahşer yerinde, kainatın mutlak sahibi Allah'ın arşının gölgesinden başka hiç bir gölge kalmayacak. Onunla da ancak Allah'a yakın olanlar, Allah'ın ahlakı ile ahlaklananlar gölgelenebilecek. Güneşin harareti, eritecek derecede olacak. Kişi sıcakdan şiddetle sıkılacak. Sonra mahlûkat itişip-kakışacak, izdihamdan bir birlerini itecekler, birbirlerini çiğneyecekler. Bu izdihama, bir de Allah'ın huzuruna sevk edilirken, utanma hissinden meydana gelen sıkıntı eklenecek. Her kılın dibinden ter fışkıracak. O mahşer yerinin temiz toprağı üzerine akacak. Bu terlerden su birikintileri hasıl olacak. Herkesin Allah yanındaki derecesine göre yükselecek. Bazılarının dizlerine kadar, bazılarının beline, bazılarının kulak memelerine kadar çıkar. Bazıları da içinde kaybolacak derecede ter suyuna batarlar.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Kıyamet günü güneş yere yaklaşır. İnsanlar terler. Bazılarının teri topuklarına kadar yükselir, bazılarınınki baldırlarının yarısına, bazılarınınki dizine, bazılarınınki kalçasına, bazılarınınki de koltuk altına, bazılarınınki de ağzına kadar. (Bu sırada Resûlü ekrem eliyle işaret edip ağzını kapıyordu.)
Hiç sevabı olmayanlar için cehennemden siyah bir boyun uzanır. Kuşun yem devşirdiği gibi bunları toplar, devşirir ve ateşe atar. Ateş onları eskitir, çürütür. Bu arada onlara, bedbaht olduklarına, artık bundan sonra saadet görmeyeceklerine dair nidada bulunurlar. Hiç günahı olmayanlar için:
Bir nidacı bunlara nida eder ve der ki:
- Her hal ü karda Allah'a şükredenler ayağa kalksın!
Bazen iyi ameller, bazen da günah işleyenler:
Bunlar çoğunluğu teşkil ederler. Sevaplarının mı, yoksa günahlarının mı çok olduğunu bilmezler. Allahü Teala kimin sevabının veya günahının çok olduğunu bilir. Fakat kullara da bildirmek için, amellerini onların gözleri önünde karşılaştırılır. Taki affederse bunun bir lütfü olduğunu, cezalandırırsa bunun da kendisinin adaletinin icabı olduğunu göstermiş olsun. Mizan kurulur, gözler amel defterlerine dikilir. Bu an öyle korkulu bir andır ki akıllar durur.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Kıyamet günü en hafif azab görene ateşten iki nâlin giydirilir. Bu nâlinlerin hararetinden beyni kaynar.
Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anh rivayet eder. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Eğer ehli cehennemin vücudundan akan kanlı irinden bir kova dünyaya serpilmiş olsaydı, ehli dünyayı kokuturdu. (Mükaşefetü'1-kulub tercümesinde)
Ahiretin dehşeti hakkında Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
- Cehennemde öyle yılanlar vardır ki, deve boynu büyüklüğündedir. Sokar. Acısının şiddeti kırk sene devam eder. Gene cehennemde öyle akrepler vardır ki semerli katır gibidirler. Öyle bir sokuş sokarlar ki acısı kırk sene sürer.
Gene buyururlar ki
Enes radıyallahu anh rivayet eder. Kıyamet günü ehli cehenneme bir ağlama verilir. Öyleki göz yaşları tükeninceye kadar ağlarlar. Kan yüzlerinde bir yarık, bir çatlak gibi görülür. Öyleki eğer gemiler bırakılsa yürüyecek derecede olur. Kendilerine ağlamak, sızlanmak, ah vah etmek için izin verildiği müddetçe ağlayıp sızlarlar. Bunda onlar için bir rahatlama vardır. Fakat biraz sonra bu ağlama sızlamalardan da men' edilirler. Ve derler ki:
- Ey Rabbımız! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı bilip itiraf etdik. Fakat çıkmağa bir yol var mı? (Mümin /11) Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem mühim hadislerinde şöyle buyuruyorlar:
- Ben sizin görmediklerinizi görüyor, işitmediklerinizi işitiyorum. Gök gıcırdıyor, hakkıdır da. Gökde dört parmaklık boş bir yer yok ki, oraya bir melek secde etmiş olmasın. Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederim ki benim bildiğimi bilse idiniz az güler çok ağlardınız. Döşekler üzerinde kadınlarla telezzüz edemezdiniz. (Ebû Zer Gıfari r.a'den. Ramuz el-E hadis)
İnsan başı boş olarak yaratılmamıştır. Yaptıklarından bir gün hesaba çekilecekdir. Hesab günü hiç bir kimsenin kimseye faidesi, yardımı olmayacaktır. Herkes kendi hesabını kendi verecektir. Muhterem Üstadımız Sultanü'l-arifin Mahmud Sami hazretleri o günün halini sık sık şöyle anlatırdı:
- Hesab günü kişi Allahü Teala'nın huzuruna götürülür. İyilikleri, kötülükleri tartılır. Hesabı görülen kimse Allahü Teala'nın o anda yalnız kendisi ile meşgul olduğunu zanneder. Aslında o anda milyonlarca kimsenin hesabı görülmektedir.
Hesab gününün o dehşetli anında bir oğul babasına gelerek der ki:
- Babacığım günahlarım hayli çoktur. Günahlarımın bir miktarını olsun üzerine al ki, günahım azalsın senin sevapların sayesinde, der. Buna mukabil babanın cevabı şöyle olur:
- O sevaba ben senden daha çok muhtacım, deyerek sırt çevirir, halbuki o baba hayatta iken, oğlunu büyütmüş, yedirmiş giydirmiş her türlü ihtiyacını görmüştü. Fakat hesab gününün şiddeti anında ana-baba, kardeş evlat kimse biribirini tanıyamaz hale gelecekler, herkes kendi derdinin çabasına, telaşına düşecektir.
Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri Kur'an-ı Kerim'de:
- O gün insan, kardeşinden ve ana, evladından kaçar buyurarak, hesab gününün o şiddetli halini haber vermektedir.
Babasının yardımını isteyen o genç hayatta iken bir manevi kardeşinin olduğunu hatırlıyor ve ondan yardım istiyor. O genç de cevaben:
- Kardeşim, benim de günahım çok, sen ne kadar istersen benim sevaplarımdan al. Çünkü ben nasıl olsa müflisim. Beni düşünme, diyor.
Halbuki anası ve babası hayatta iken o gence ne kadar ihtimam ediyorlar, onun terbiyesi, giyimi, yiyimi için her fedakarlığa katlanıyorlardı. Fakat kıyamet ve hesap günü müstesna. Çünkü herkes o gün kendi canının derdindedir.
Annenin babanın yapamadığı fedakarlığı ancak manevi kardeş başarmıştır. Allah için manevi kardeşleri çoğaltmağa çalışmalıdır.
Kur'an-ı Kerim'in haber verdiği hesap günü elbette gelecek; herkesin hesabı teker teker görülecektir. Zerre kadar da iyilik yapan mükafatını ve zerre kadar da günah işleyen mücazatını görecektir.
Meşarik'deki bir hadis-i şerifde sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kerime-i muhteremeleri Fatıma-i Zehra'ya karşı ne kadar merhamet ve sevgilerinin bulunduğuna şahid oluyoruz. Buyurmuşlardır ki:
- Ey benim kızım Fatıma-ı Zehra! Canını cehennem ateşinden kurtarmağa çalış. Zira ben ahirette farz ve vacipleri terk ve yasak olan şeyleri işlemeniz sebebiyle, azaba süreklenmenizi, Allah dilerse üzerinize gelecek azab ve cezayı def edib uzaklaştırmağa muktedir değilim. Yine de ben dünyada akrabalığı terkedemem. Onlara ikram ve iyilikde bulunurum. Size nisbetle ben öyle bir kimseye benzerim ki evlad ve ailesi üzerine gelecek bir düşmanı gördüğü zaman saldırısından aile ve çocuklarını korumak için "Kaçınız" veya "gizleniniz" diye nasıl bağırıp çağırırsa ben de size ancak bu kadar yapabilirim. Artık ötesi size aiddir."
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu mübarek kelamları ile, ehli beytinin, akrabalık ve hısımlığa dayanarak iman ve itikadda zayıflık ve kararsızlık, müslümanlık vazifelerinde tenbellik ve ihmal göstermemeleri, güzel ve iyi amelleri terk etmemelerini buyurmaktadır.
Resûlü ekrem efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Fatıma-i Zehra radıyallahu anha validemize karşı istisna-i bir sevgisi vardı. Daima ridaları serer, Fatıma-i Zehra'yı onun üzerine oturtur sevgisini izhar ederdi. Hatta sefer dönüşlerinde mescide uğrar iki rekat namaz kıldıktan sonra ilk defa muhtereme kerime-i alileri Fatıma-i Zehra'yı ziyaret ederler daha sonra da muhterem ailelerini yani ezvac-ı tahiratı.
Buna rağmen muhtereme kızına daima yokluğa karşı sabır, her hususta dünyaya karşı meyletmemesi, Allah'tan gelene rıza göstermesi telkinatında bulunmuşlardır. Hatta kendilerine ne bir hizmetkar vermişler ne de boyunlara asacak sun'i de olsa bir gerdanlık.
Bir gün Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Fatıma Zehra (r. anha)'nın evine gitti. İçeri girmeden geri döndü. Hazreti Ali radıyallahu anh sebebini sorduklarında:
- Ben Fatıma'nın kapısında öyle bir perde gördüm ki, üzerinde bir takım resim ve nakışlar vardı. Ondan hoşlanmadığım için geri döndüm. Zira benimle dünya arasında hiç bir ilgi yoktur. Benim bu kadar aşırı süs ve faydasız şeylerle, israflarla hiç bir alakam yok. buyurdu ve şöyle ilave etdi: "Kızım Fatıma bu perdeyi çok ihtiyaç sahibi olan filan kişinin evine göndersin." (Fatıma-tüzzehra R.A, H. M. Cemal Öğüt)
KENDİMİZE ÇEKİ-DÜZEN VERMELİYİZ
O şiddet gününde mazlumlar, zalimlerden haklarını alacaklardır. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri ashabı kiram hazretlerine hitaben:
- Zalim olmayınız, mazlum da olmayınız, buyurmuşlardır. Zaruret olursa mazlum olmağı tercih etmelerini tenbih buyurmuşlardı. Kimsenin kimseye faidesi olmadığı o zaman için hazırlık yapmalıyız. Bu sebeple tam ihlas üzere Allahü Teala'nın emrettiği şekilde kulluk vazifemizi ifaya yeltenmeliyiz. İhlası ve itikadı zayıf kimseler niyetlerinin çürüklüğü yüzünden amellerinden istifade edemez ve cehenneme sürüklenirler. İtikadı sağlamlaştırdıktan sonra Kur'an-ı Kerim'in ahkamını harfiyyen yerine getirmeğe, yani Cenab-ı vacibu'l-vücud hazretlerinin yasak kıldığı şeylerden kaçınmağa ve emretdiği feraiz ve teferruatını ifa etmeğe gayretli olmalıyız. Namazlarımıza, oruçlarımıza büyük bir engin gönülle devam ederken, kul hakkından korkmalıyız, ancak zalimler Allah'dan korkmadıkları için kul hakkı yemekten, kula eziyet etmekten kendilerini alamazlar. Ahlakî durumumuzun inkişafına, tealisine ihtimam etmeliyiz. Sonra ailemiz, çoluk çocuğumuz, Allahü Teala'nın yed'imizdeki emanetleridir. Her hususta onlarla meşgul olmak ve onlara hakikati bildirmek ve onu tatbik ettirmekle yükümlüyüz. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin gözbebeği Fatıma Zehra'ya karşı rıfk ile o nezih muamelesinin yanında Allah yolunda şiddet göstermesinden ibret alalım.
Yavrularımızın kalplerine Allah Teala hazretlerinin ve Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin sevgisini, muhabbetini zerk edelim. Allah nedir? Peygamber nedir? suallerine karşı çocuklarına ve kendilerine tabi olanlara bilgiler veremeyen, ana babalar o şiddet gününde, peşiman olacaklardır. Amma iş işten geçmiş olacaktır.
Ey önü, sonu, evveli, ahiri, bidayeti, nihayeti olmayan, her türlü mekandan, zamandan, ci-hetden münezzeh olan, ulular ulusu, yüceler yücesi, kainatın yaratıcısı Allahım! Şan şeref kuvvet kudret bütün alî sıfatlar sana aid. Bizler mahluk kullar olarak, senin o ince san'atını ve hudutsuz derin ahlakını nasıl idrak edebiliriz. Kerem et, lutf et de basiret penceremiz açılsın da bir şemme olsun nasibimize göre seni anlayabilelim. Aşkımızı, ziyadeleştir de, sayende kulluğumuzu büyük bir şevk ve edeb içinde ifa edebilelim. Tamamlık, kemal senin sıfatın, noksanlık ise bizim sıfatımız, bizleri bağışla, hatalarımızı sebebiyle yakma! Allahım! ancak senin affına, rahmanlığına, gaffarlığına güveniyoruz. Adaletinle muamele etmene değil.