Duâ

Duâ

Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Kur’an-ı Kerim’de buyurur.

“(Habibim!) Kullarım sana beni sorunca (haber ver ki) işte ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o dua edenin davetine icabet ederim.” (Bakara,186)

“Rabbınıza yalvara yakara, gizlice dua edin. Şu bir hakîkatdir ki: Allah haddi aşanları sevmez.” (Ârâf, 55)

“Rabbımız şöyle buyurdu. Bana duâ edin. Size icâbet ve duanızı kabul edeyim.” (Mü’min, 60)

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Allaha dua etmekden daha değerli hiç bir şey yoktur.” (İbni Mâce c.2, s.224)

– “Biriniz “yâ Allah dilersen beni yarlığa, yâ Allah dilersen beni esirge” diye duâ etmesin, istemeye baksın. Çünkü onu (Allah’ı) zorlayan hiç bir kuvvet yoktur.

– “Şiddet(li) hâdiseler ve sıkıntı (lı) zamanlarda duâsını Allahın kabul etmesinden sevinç duyacak kimse iyilik (ve bolluk) zamanlarında duâyı çok yapsın. (Tuhvet-ül Ahvezi s. 324)

– “Şu dört (vakit) de gök kapıları açılır ve (yapılacak duâ) kabul olunur. Allah yolunda yapılan savaşda, saflar karıştığı zaman, yağmur yağarken, namaza doğrulduğunuz sırada ve Kâbe görüldüğü vakit. (Feyz-ül Kadir)

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Hayber gazasına giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vâdiye vardıklarında yüksek sesle tekbir ve tehlil ederek bağıra bağıra zikretmeğe başladılar. Bunların bu halini gören Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):

– Kendinize rıfk-u- merhamet ediniz! Zira siz ne sağır’a ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyla işiten ve size sizden yakın olan Allah’a dua ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ hazretleri siz nerede olursanız beraberinizdedir” buyurdu.

Enes b. Mâlik radıyallahü anh anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)’in, ashabından Ebû Muallak adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapıyordu. Dürüst ve takvâ sahibi idi. Bir defasında yola çıkmıştı. Karşısına çıkan silâhlı bir hırsız:

– Neyin varsa çıkar, seni öldüreceğim, dedi.

Ebû Muallak radıyallahü anh:

– Öyleyse bana müsâade et de namaz kılayım, dedi. Hırsız,

– İstediğin kadar namaz kıl.

Ebû Muallak namaz kıldıktan sonra üç defa şöyle duâ etti:

– Ey gönüllerin sevgilisi! Ey yüce arşın sahibi! Ey dilediğini yapan Allahım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan saltanatın ve arşını kaplayan nûrun için beni şu hırsızın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdada koşan Allahım! Yetiş imdadıma.

Ebû Muallak duasını bitirir bitirmez elindeki kargıyı kulakları hizâsına tutan bir suvârî peyda oldu. Süvari hırsızı yakalayıp öldürdü. Sonra tacire döndü.

Tacir:

– Kimsin sen? Kimsin sen? Allah seni vasıta ederek bana yardım etti deyince:

Süvarî şöyle cevap verdi:

– Ben dördüncü kat semâ ehlindenim. İlk duanı yapınca semânın kapılarının çatırdadığını işittim. İkinci defa duâ edince, gök ehlinin gürültüsünü işittim. Üçüncü defa duâ edince, zorda kalan biri dua ediyor denildi. Bunu duyunca Allah’dan onu öldürmeğe beni memur etmesini diledim. Allahü Teâlâ “Pek alâ bil ki, abdest alıp dört rek’at namaz kılan ve bu duâyı yapan kimseye, zorda kalsa da kalmasa da, yardım ederim, buyurdu. (Hadislerle Müslümanlık, M. Yusuf Kandehlevi)

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-4, s. 202-204