Dünya geçici bir misafirhanedir.Hak katında horlanmış, zemm edilmişdir. Çünkü dünya herkese oyun oynamış, herkesi kendisi ile oyalamış, kendisini sevdirmesini bilmiş.Taşı ile toprağı ile türlü türlü şekillerde görünmüş. Bilhassa sevenlerine türlü gaileler, huzursuzluklar vermiş, kendisine sarılanları perişan etmiş sonunda da rağbet edenlerinden bir kahpe gibi yüz çevirmiş ve çevirmektedir.
Ancak az bir zümre huzura kavuşabilmişler, kendilerini bu bâdireden muhafaza edebilmişler. Bunlar dünyaya gelmekdeki gâyeyi iyi anlayıb, Kur'an-ı Kerîm'in emirlerine sarılan ve Fahr-i Kâinat Efendimizin yolunu izleyen akıllı, zeki, sâlihler, muttakîler, ârifler ve Hakk âşıklarıdır. Bunlar dünyanın geçiciliğine ve sahteliğine aldanmamışlar, zamanlarını Allah'a karşı ubudiyetle geçirmişlerdir.
Basiret sahibleri için cenâze bir ibret levhasıdır. Ne yazık ki insan oğlu gâfildir. Kendisinin fani olduğunu bildiği halde, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi var kuvvetiyle dünyaya çalışır. Ne kadar kaçınırsa kaçınsın akıbet kara toprağa gömülecektir.
Omuzumuzda cenâzeleri kabristana götürmemize rağmen kendimiz için bir ibret dersi alıp; mütenebbih olabiliyor muyuz? Bu bizim basiret gözümüzü açıb da, Allahü teâlânın rızası yolunda, ahıret için hazırlıklı olmamıza sebeb teşkil ediyor mu? Aynı ölümü kendimizin de tadacağımızı unutuyor muyuz?
Akıllı insan'ın endişesi istikbâldir. Onun için dünya istikbâli mühim ise de, bâkî hayat olan daimi hayat daha mühimdir. Yani ahirete Allah'ın rızası kazanılarak göçülebilirse, işte o zaman hakiki saadet başlar. Hatta dünyada iken.
Akıllı insan, düşük ahlâklı, diyâneti zayıf insanlardan hem kendisini hem de yakınlarını korur, mümkün olduğu kadar onlarla temas ettirmez. Çünkü o, kimle ülfet edilirse, onun halinin, ahlâkının kolaylıkla kendisine geçeceğini bilir.
Mü'min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir. Allah dostları en ufak zellelerini dahi, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül-celâl velkemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.
Halbuki itikadı zayıf, imânı kemale ermemiş kişiler ise dağlar gibi büyük büyük günahlar işlerler, hatalı sözler sarfederler, o işledikleri cesim günah ve kabahatlerini nefisleri, kendilerine basit, küçük ve ehemmiyetsiz gösterir ve istiğfar etmeye dahi lüzum görmezler.
Yavrularımızın kalblerine Allah Teâlâ hazretlerinin ve Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin sevgisini, muhabbetini zerk edelim. Allah nedir? Peygamber nedir? suallerine karşı çocuklarına ve kendilerine tabi olanlara bilgiler veremeyen, ana babalar o şiddet gününde, peşiman olacaklardır. Amma iş işden geçmiş olacakdır.
Seherlerde kalkanların sıhhatleri, ruhen inkişaf etdikleri için, bir kuş gibi hafif olurlar, az uyku kâfi gelir, yemeleri de azalır, fuzulî konuşmaları da. Fazla uyuyanlarda ise ağırlık, sıklet ve atalet olduğu için daima sıhhatlerinden şikâyet ederler.
Gece namazına mani olan şeylerden bazıları dünya işlerine fazla itina göstererek, onlarla çokca meşgul olup azaları yorgun düşürmek, halkın arasına karışıp fuzuli, faidesiz sözler konuşmak. Gece kalkmaya muvaffak olan kimse ise, vaktin değerini bilen, hastalığının şifasının ne olduğunun farkında olan kimsedir. Böyle olan kimse ihmalkâr davranmaz, ihmal ederse ihmale uğrayacağını bilir.
İnsanoğlu! Çocuğu dünyaya getiren sensin! Gökler ötesi âlemlere yükseltmek te senin vazifendir. Onun cisminin sağlığına ehemmiyet verip üzerinde titrediğin gibi, kalbi ve rûhî hayatı için de titre, merhamet et, kurtar o biçareyi Allah için! Ve zelil olub gitmesine fırsat verme!
Hakiki bir müslüman, kötü huylardan uzak ve iyi huylara sahib olarak dünyada rahat ve huzur içinde yaşadığı gibi ahiretde de sonsuz seâdete erer.