İlk önce hayatımızı mutlaka nizama koymalıyız. Bunun için gece geç vakitlere kadar oturup seher vaktinin kıymetini bilmeyenlerden olmayalım.
Dünya işlerine fazla itina göstererek onlarla çokça meşgul olup âzâları yorgun düşürmeyelim. Halkın arasına karışıp fuzûli, faidesiz sözler konuşmayalım. Cesedin rahatını, sıhhatimizin devamını, erken yatmakla elde etmeliyiz. Erken yatar isek fuzulî konuşmaları önlemiş oluruz. Akşam yemeklerini hafif yemek hem dini, hem de tıbbi âdâbdandır. Midenin yemekle dolu olmaması da geceleyin kalkışa bir sebebdir. Yenilen yemeğin uyanık bir kalb ve zikri ilâhî ile yenilmesi geceyi ihyâ etmeye yardımcı olur. Mideye ağır gelen bir yemek, kalb için daha fazla ağırlık meydana getirir.
Bazı gençlerin hayatı nizamsız, istikrarsız oluyor. Bu sefer yapılacakların herbiri yarım kalıyor. Herşey nizamlı olacak.
Haklardan ilki aile hakkıdır. İnsanın ailesi yok, bekârsa evine gider annesiyle-babasıyla güzelce vakit geçirir. Seher vakti gene vakitli kalkar ibadetini yapar. Bu hiçbir şeye mani değildir. Gecenin ilk saatlerindeki uyku, vücudun dinlenmesi bakımından daha semerelidir. Gecenin geriye kalan diğer kısmını ibadetle geçiren müridin geceyi ihya etmesinden elde ettiği nimetler, günün her anına yayılır ve gündüzü gecenin himayesinde olur. Bu ise kalbinin ilâhi nurlarla dolu olması demektir.
Gündüzleri bize düşen vazife ne ise, onu ifâ etmektir. Tüccarsa ticaretiyle meşgul olur, talebe ise okuluyla, dersleri ile seve seve ilgilenir. Talebelerin manevi olarak ağır vazifeleri olmaz, belki hazırlık dersleri vardır. Onu on beş yirmi dakikada ifâ eder, sabah namazını kılar sonra dersine çalışmaya gayret eder. İnsan kendini ayarlarsa çok vakit bulur, ayarlamazsa vakit daralır, her işi lâyık-ı vechile yerine getiremez. Böylece gündüzleri herkes işiyle gücüyle meşgul olacak, cemiyete faydalı olacak. Bir kul ki mahlûka faydasız birisidir, o makbul değildir. Cenâb-ı Hakk'ı seven mahlûkatı sevecektir. Nizam-ı âlem böyle birbirini takip eder. İlmi varsa ilimle, mali vaziyeti müsaitse mali vaziyetiyle, bedeni müsaitse mesela gençler bedenle mahlûkata yardımcı olacaklardır.
Gençlerimiz; hem vazifemizi yapacağız, hem derslerimizi ihmal etmeyeceğiz hem de hizmet yoluna gideceğiz. Uysal olacağız, geçimli olacağız, hüsn-ü ahlâk sahibi olmaya gayret edeceğiz. Kincilik, hasedcilik, çekememezlik maneviyatta, müslümanlıkta yoktur? Bunlara dikkat edersek, bir taraftan inkişaf etmiş oluruz.
Ailemizin hakkını hukukunu verdik, gece de istirahat ettik, cesedin hakkını vermiş olduk. Seher vakti kalktık, Cenâb-ı Hak'la başbaşa kalarak manevi en büyük vazifemizi ifa etmiş olduk, gündüzleri de ne üzerine çalışıyorsak onu hakkıyla yerine getirdik.
Bir de bunları ifa ederken, gönlümüzü Cenâb-ı Hakk'a bağlayacağız. Efendim; gece Cenâb-ı Hakkı andığımız zaman gündüz anmayacak mıyız? Elbette her zaman O'nunla olacağız. Kim Cenâb-ı Hakk'ı daha fazla anarsa Cenâb-ı Hak katında o kadar makbûldur. Meselâ talebe mektebe gelip giderken huzuruna dikkat edip, edebini muhafaza edecek. Böylece Allah'ını zikretmiş olur. Sayısız, tesbihsiz. Günlerimizi böyle değerlendirmeye gayret edeceğiz.
Dinimizde, elhamdülillah hiçbir zorluk yoktur. Zorluğu icad edenler, dinini lâyıkı vechile bilmeyenlerdir.
Yemede, içmede ve diğer dünyevi hususlarda orta halde bulunmamız icab ettiği gibi, ibadet hususunda da itidalli hareket etmek gerekmektedir. İfrattan ve tefritten kaçınmalıyız.
Bugün memleketin yetişmiş gençlere çok ihtiyacı var. Yarın Cenâb-ı Hak sizlere güzel mevkiler verecek, inşaallah büyük büyük hizmetler yapacaksınız. Ama âvâre dolaşanların ne cemiyete, ne İslâmiyete ne de kendisine faydası olur.
Hülâsa yapacağımız iş, Cenâb-ı Hakkın bize hibe ettiği hayatı değerlendirmektir. Ne zamana kadar? Ruhumuz cesedimizden ayrılıncaya kadar.