Müslüman denildiği zaman, bütün iyilikler onun üzerinde cem edilmiş (toplanmış) bir insan telakki etmek lazım. Ama bunu gören, yaşayan da pek azdır, zümrüd-ü anka gibi. Yine de bu ancak, seyrü sülûk görenlerden tek tük çıkabiliyor. Bir kere affedici olabilmek gerekir, intikamcı değil. Mü’min daima affedici olacak. Bilhassa iki müslüman, aralarında ufak birşeyden bakıyorsun birbirlerine giriveriyorlar. Celâdet ancak küffara karşıdır. İnsan, kalbini mümkün olduğu kadar sevimsiz insanlarla meşgul etmemesi lâzım. Ne kadar sevse de, sevmese de onun tesiri altında kalır. Fakir meselâ darda kaldığım zaman, Ebu Bekir Sıddık (r.a) Efendimizin kitabını şöyle göğsüme bir koyarım, muazzam ferahlık verir.
Nezaket de dediğimiz gibi hududu yok, şahsa göre. Nazik bir insan, daha nazik bir insanın yanında kaba saba kalıverir. Ölçünün nihayeti yok. Ama ne var, burda bir incelik var. Hakikat de söylenecek. Ben kalp kırmam, herkesle geçinirim dedi mi bir insan, o nâkıstır, noksandır. Herkesle geçinmek mukadderse geçinirsin. Geçinirse de hakikati söylemesi lâzım.
Bazı insan da aşırı yumuşak oluyor. Onu vird edinmiş oluyor, ben herkesle bilâistisna dinli-dinsiz geçimli olacağım diyor, olmaz. Bir kaç muhitte, bazı ihvân bunu ölçü almışlar. Halbuki tebliğciler, mürşidler herşeye göz yummazlar, yerine göre. Kimisine çok iltifat ederler, kimisine yüzünü asar, ağzını bile açtırmaz.
Hak, hukuk, adalet beraber yürüyecek, nezaketin içinde. Bazı insan vardır; naziktir, herkesle geçimlidir. Evet efendim diye devamlı baş sallar. Adam dedikodu, gıybet yapar, o da ona başını sallar. Yalan olduğunda ona iştirak etmiş olur.
Ölçülü işleri ancak Cenâb-ı Hakk nasib eder. Bilhassa fesadın, hasedin, hubbu riyasetin kalbden çıkması lazım.
Dön dolaş, bütün iş insanın kendi benliğini bırakmasına geliyor. Kendi benliğini bıraktı mı insan, işte o zaman kâmil oluyor. Ne kadar kolay halbuki, ama ne kadar da zor benlikten geçmek. Benlikten geçti mi ne oluyor; herşey süt liman oluyor; artık herkes dost onunla. Hiçbir ferde, bilhassa müslümana karşı düşmanlık nedir, bilmiyor.
* * *
Büyükler şekilden ziyade ruhla, maneviyatla alakadar olurlar. Şekli kendi başına bırakırlar, muhatabı şöyle gelmiş, bu kıyafetle gelmiş (ehemmiyet vermiyorlar.) Hatta üstadımızın üç tane yeğeni vardı, onları ziyarete giderdi. Açıktı kızlar. Ama üstadımız için canlarını verirlerdi. O kadar muhabbetleri var. Sonra istifade ettiler tabii. Aşırı hamlık olmayacak. Tabii lüzumundan fazla, büsbütün ihmal de muvafık değil. Muhabbetten yakalamalı. Muhabbet çok mühim.
* * *
Ğ İhlâsı yaralayan şeyler dünyevî menfaatler, dünyevî şöhretler, buna mümasil şeylerdir. Bazı insan vardır, parayı çok sever, onunla münhemiktir. (O işin üzerine çok düşer) Bazı insan vardır, şöhreti sever. Aman şunum olsun veya herkes beni alkışlasın der. Herkesin takıldığı bir nokta var. İşte ihlâsı bunlar zedeliyor. Bunların hepsi kalpten silinirse ancak o zaman ihlâs sahibi olur insan. Zararlı şeylerden kaçınmalı, ihlâsa sımsıkı sarılmalı.
Sonra, fazla methetmelere falan aldanmamalı. Üstadımız kuddise sirruh hazretlerinin bir insanı bir defa methettiği görülmemiştir. Aleyhinde de konuştuğu görülmemiştir. Fakat ona mukabil onu hal ile ifade etmişlerdir.
Allah Dostunun Dünyasından, Sadık Dânâ, s. 170-185