Gözyaşı

Gözyaşı

Ebû Süleyman Dârânî : "Gözlerinize ağlamayı, kalplerinize de tefekkürü adet edindiriniz."


Muhterem Üstazımız Mahmud Samî Ramazanoğlu kuddise sirruh hazretleri nin, sîmai alileri, vech-i mübarekleri, mütebessim olmasına rağmen; için için, içden içden ağlarlardı. Ümmet-i müslimenin zalimlerin elinden necat bulmaları için ağlarlardı. Günahkarların kurtuluşu, afvı için ağlarlar, yaşlarını içlerine akıtırlardı. Kur'an-ı Kerim tilavet edilirken huşu içinde dinlerler, bazen göz yaşları süzüle süzüle yanaklarına akardı. Bilhassa hac esnasında Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme arasında vasıta içinde refiklerinin uyuduğu zaman, ay ışığı altında, gözlerinden inci daneleri gibi göz yaşlarının akdığı görülürdü. Tasvire sığmayan bu lahüti manzara, şairlerin, ediblerin tarifini yapmakda güçlük çekecekleri bir güzellikte idi.

Merhum, meşhur şair Kemal Edib Kürkçüoğlu, muhterem Üstaz hakkında yazmış olduğu şiirinin bir yerinde:

"Sîması bir ayine-i envarı cihandır" diye tasvir etmişlerdir.

Gözyaşı; salikler için baha biçilmez manevi bir hazinedir.

Gözyaşı; kalbin hassasiyetle, rakikliğine bir delildir.

Gözyaşı; Salikin tekamülüne bir işaretdir.

Muhterem Üstaz hazretlerinin göz yaşı hakkında Musahabe kitablarında, tafsilatlı şöyle bir yazıları vardır:

Gözyaşı; Hak yolcularının Cenab-ı Allah'a yaklaşabilmeleri için yegane sığınakdır.

Gözyaşı; İç'in, tehassür ifadesi ve gözün niyazıdır.

Gözyaşı; Nedamet manasını taşır, Allah'a bir nevi tövbedir.

Gözyaşı; Aşkın derüni (iç) hislerini coşduran kelimesiz ve sadasız lisanıdır.

Gözyaşı; Arifin kalbinin tercümanıdır.

Gözyaşı; Mağfiret için Allah'ın kullarından istediği istirhamıdır.

Gözyaşı; Hakk'ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.

Gözyaşı; Günahkarların sıdk ve ihlas ile Rabblarına eyledikleri ubudiyet incisinin daneleridir.

Gözyaşı; yokluğa erenlerin saadet sermayeleridir.

Gözyaşı; Allah için öyle bir sermaye-i sadefdir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü'l-istiğfar ve tevbe-i nasühdur.

Gözyaşı; Günahların gufranıdır.

Gözyaşı; Muhlis'in habbe-i ihlasıdır.

Gözyaşı; Asî'nin kurtuluş ipidir.

Gözyaşı; Hulasa, vuslata erenlerin yegane istinatgahıdır (dayanağıdır).

Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur;

'- Ey aziz! Darda kalmak, biraz sıkışmak şart... Darda kalmayan can u gönülden yalvaramaz; çıkış kapısı aramaz. İşte bu gerekçe iledir ki, sana deriz;

Iztırar alnını, aciz ve zillet toprağına değdirmedikten sonra ve göz bulutlarından, hasret ve nedamet yağmuru yağdırmadığın müddet, özlediğin manevi hayatın hoş nebatı bitmez.

Zilletini, acizliğini bilenlere ne mutlu

Gereği ile amel edenlere ne mutlu

Gözyaşı dökebilenler ne mutlu ki?ilerdir

Gözyaşı Ariflerin, aşıkların sürmesidir

Allah için akıtılan bir gözyaşı, sırasına göre dağlar kadar yapılan ibadetlerden daha üstündür.

Gözyaşı manevi hayatın anahtarıdır.

Gözyaşı kalb-i selime vasıl olanların süsüdür. Resulü Ekrem sallellahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Hz Müslim İbn Yesu'dan)

- Bir göz yaşarır ise, Allah o gözü taşıyan bedeni ateşe haram kılar. Yanağına bir damla akarsa, o yüze karalık ve horluk arız olmaz. Eğer ağlayan kimse acıdığı ümmetlerden bir ümmet için ağlarsa, o ümmet mağfiret olur. Göz yaşına değer yokdur ve onunla ateşten denizler söndürülür. (Ramuz el-Ehadis)

Ebü Süleyman Daranî kuddise sirruh buyurur:

- Gözlerinize ağlamayı, kalblerinize de tefekkürü adet edindiririz!

Şeyh Muhammed Muhyiddin Üftade kuddise sirruh buyurur:

- Ademin cennetden çıkması şu veçhiledir. Adem orada tevhid mertebelerinden bir mertebeyi gördü. Cennetdeki mertebelerin en yücesi idi. Allah'dan oraya varmayı istedi. Allah da cevaben:

- "Oraya ancak ağlamakla vasıl olabilirsin!" buyurdu. Bu sebeble Adem ağlamağı çok severdi. Halbuki cennet ağlama yeri değil, sürür yeridir. Bu sebeble ağlamak için dünyaya inmeği istedi.

Ahmed er-Rufaî kuddise sirruh:

- İrfan sahiplerinin başta gelen nişanı, göz yaşıdır. İrfan sahihleri, hallerini düşündükçe, gözlerinden seller gibi yaş akıtırlar.

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri, onların vasfını şöyle anlatır:

- "Onlar ağlar ve yüzleri üzerine kapanırlar." (17/109)

Gene buyururlar:

- Ağlamak bir kaç çeşid olur:

Zahirdeki gözün ağlaması

Kalbin ağlaması

Sırrın, iç alemin ağlaması.

Gözün ağlaması, Hakk'a dönmek niyetinde olanlar içindir.

Kalbin ağlaması, kendini Hak yoluna verenler içindir.

Sırrın ağlaması, Hak sevgisini ruhlarına sindirmiş olanlar içindir.

Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:

- Bir ümmet içinde Allah için ağlayan bir kimse bulunursa, Allahü Teala onun hürmetine, bütün ümmete rahmeti ile tecelli eder.

Kab el-Ahbar şöyle buyurur:

- Allah korkusundan akan bir damla göz yaşını, bir dağ altın sadakası vermekten daha çok severim.

Birgün Rabia Hatun ?ehirde geziniyordu. Oluklardan üzerine bir ya? dü?tü... Durumu anlamayanlar sordular:

- Yağmur yağmıyor, oradan su dökülmedi. O halde bu yaşlık nedir? Rabia Hatun:

- Bu yaş Hasan Basri'nin göz yaşıdır, dedikten sonra devam etdi:

- Gidin Hasan Basri'ye söyleyin, Allah için ağlıyorsa göz yaşları arşa kadar ulaşsa dahi yine azdır. Zünnün Mısrî kuddise sirruh buyurur:

- Mekke'de birisi vardı. İrfan sahiplerine has bir ağlamakla ağlardı. Bir gün onun yanına vardım.

- Senin bir sevdiğin mi var? dedim, bunun üzerine bana:

- Evet, dedikten sonra aramızda bazı sorular ve cevaplar oldu. Sordum, cevab verdi;

- O sevgili sana yakın mı? Yoksa uzak mı?

-Yakındır.

- Seni istiyor mu? Yoksa senden hoşlanmıyor mu?

- Bana yakın ve beni istiyor

- Suphanallah O halde neden ağlıyorsun. Ne var ağlayacak?

- Sen bilemezsin, yakın olana ve arzulayana sevgilinin cefası daha şiddetlidir

Malik b. Dinar çok zamanlar ağlar ve şunları söylerdi:

- Ey nefsim! Cebbar olmak istersin, herkesin arzusu olan Allah'a kavuşmak istersin Ama, hangi kötülüğü bıraktın? Hangi uzaktakini yakına getirdin? Hangi Allah dostunu sevdin? Hangi Allah düşmanına, onun için düşman oldun? Hangi öfkeni Allah için yutkundun? Allah'ın afv ve merhameti olmasaydı senin halin nice olurdu?

Bunları söyledikten sonra bayılırdı

Şöyle bir hikaye vardır

- Hasan Basri nin asrında bir zatın kızı vardı Çok ağlardı. Bu ağlamak onun gözünü görmez hale getirmişti. Hasan Basri'ye geldi.

- Kızının yanına gel, ona bir şeyler söyle de ağlamasın, bana acısın.. dedi.

Hasan Basri o kızın yanına gitti'

- Ağlama babana acı, deyince o kız şöyle dedi

- Ey üstad! Gözlerim iki halin dışında değil. Birincisi onu görmemek, onu görmedikten sonra, bana başkasını görmek ne gerek? Görmesin, daha iyi... Bir de onu görmek var. Eğer onu görmek bana bu halimle nasipse, bir değil, binlerce göz ona feda olsun! Onun için ağlarım

Onu dinledikten sonra, Hasan Basrri kuddise sırruh şöyle dedi

- Seni tedaviye geldim, beni tedavi ettin. Sana tabib olarak getirildim, ama, sen tabibim oldun.

Şuayb aleyhisselam, aşkından muhabbetinden daima ağlardı. Üç defa gözleri görmez hale gelmişti. Her seferinde Cenab-ı Hak şifasını vermekde idi. Sonunda şu vahy île karşılaşdı

- Ey Şuayb! Ateşten korkarak ağlıyorsan, ağlama artık, seni ateşten korudum Cennet arzusu île ağlıyorsan, onu da sana nasip ettim.

Bunun üzerine şuayb aleyhisselam şöyle yalvardı:

- Ya Rabbi! Onlar için ağlamıyorum Sana kavuşmak için ağlıyorum.

Bu sefer ikinci bir vahy geldi:

- Ağla ya Şuayb! Beni isteyenlere, bu alemde ağlamak düşer. Bu ağlamaya, bana kavuşmaktan başka çare yokdur.

Enes İbni Malik radıyallahu anh'den:

Resulü Ekrem sallellahu aleyhi ve sellem buyurur-

Dökülen yaşlar sebebiyle ağaran ve zayıflayan bir gözü yakmasını Allah cehenneme haram kılar. Cehennem Allah için yaş döken gözleri asla yakmaz Allah için dökülen göz yaşlarının aktığı yüzler zillet ve sıkıntı yüzü görmez Her iyi amelin mutlaka bir sevabı, bir karşılığı vardır Allah için dökülen göz yaşlarının karşılığı ise cehennem alevini söndürmeleridir. Eğer bir milletin içinde, sırf Allah için ve Allah korkusundan göz yaşı döken bir tek kişi bulunursa Allah bu bir kulun gözyaşları yüzü suyu hürmetine, o milletin bütün fertlerine merhamet eder (Tenbihü'1-Gafilin den)

Hasan Basri hazretleri anlatır

Resulü Ekrem sallellahu aleyhi ve sellem buyurur:

- Allah nazarında şu iki damladan daha sevimli bir damla yoktur Bunlardan biri, gecenin karanlığında sırf Allah aşkı ve Allah korkusu için dökülen gözyaşı damlasıdır. Diğeri de Allah yolunda mücadelede dökülen kan damlasıdır.

Abdullah ibni Mes'ud radıyallahu anh'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifde, Resulü Ekrem sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur.

- Allah korkusu sebebiyle, gözünden bir sinek kadar veya bir sineğin başı kadar yaş akan ve yüzüne dökülen, hiç bir kimseyi cehennem ateşi yakmaz

Mikail aleyhisselam bana dünyadan üç şey sevdirildi:

- Ağlayan göz, zikreden lisan titreyen kalb, buyurmu?tur.

Nuh aleyhisselamın ismi Şakir idi Kendi haline çok ağladığı için, "NUH" denildi

Ağlamasının sebepleri hakkında denildi ki

1 Bir yerde merhametin azalıp "Rabbim yeryüzünde kafirlerden olup da yurt tutan kimse bırakma'' dediğine, Allah razı olmadığı için nedamet etmesi sebebiyle ağlamasıdır.

2 Bir köpeği görüp de beğenmediği için, Allah'ın itabına maruz kalıp, kendine taraf-ı ilahiden "Beni mi ayıpladın onu mu" denildiğinde nedamet edip ağlamış ve dağlara kaçıp gitmiştir.

3 Oğluna meyli ve hakkında Rabbına munacaat edip 'oğlum ehlimdendir' dediğinde 'o senin ehlinden değildir" buyurulmasına ağlamıştır.

Enbiya ve evliyanın ağlamaları, Allah'ın onların kalelerini tutan Celalinden ve heybetindendir.

Yahya aleyhisselamı görmez mısın ki, hiç bir günah işlemediği halde zamanında, ondan fazla ağlayan kimse görülmemiştir

Yakub aleyhisselamın ağlaması da sadece Yusuf'un firakından dolayı değil dünyadaki ayrılığı ahirette de ayrılığına sebep olur, korkusuyla idi.

Allah'ı Telâla kulunun ağlamasını, inlemesini, Cenab-ı izzetine yalvarmasını arzu ettiği vakit, onu sevdiklerinden ayırmakla, yahud açlıkla ve benzeri şeylerle müptela kılar. Bunlar kalb ve gönül ehillerince bilinir. Bunlarda acaib terakkiler garib tecelliler vardır. Ehl-i kemalin hallerinde bunlar açıkça sezilir müşahede edilir. (Ftuhu'l-beyan, 2/76)

Sevgili Peygamberimiz sallellahu aleyhi ve sellem ömürlerinin sonuna doğru bir gün Medine-i Münevvere'de mescidde minbere çıkarak kalabalık bir dinleyici kitlesine hitaben, evvela Allahü Teala'ya hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

Ben görüyorum ki içimizde bazı kimseler, eshabım ve ehl-i beytim hakkında yakışıksız ve ağır sözler söylemektedirler. Ashabımı ve ehli beytimi böyle hafife alanlar, acaba bilmiyorlar mı ki, Beni, ashabımı ve ehli beytimi sevmek benim ümmetimin üzerine farzdır. Bugün için böyle olduğu gibi, kıyamete kadar da böyledir.

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu sözleri söyledikten sonra cemaate hitaben.

- Ebu Bekir nerededir? buyurdular. Böyle buyrulur buyrulmaz Hazreti Ebubekir hemen oturduğu yerden, ayağa kalkarak:

- Ben buradayım ya Resülallah, dedi. Ebubekir radiyallahu anh böyle söyleyince, Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem.

- Buraya gel ya Ebabekir, buyurdular. Hazreti Ebubekir minberin yanına geldi. O zaman Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- Minbere çık ve bana yaklaş ya Ebabekir buyurdular. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurunca hazreti Ebubekir minbere çıktı.

Hazreti Ebubekir radıyallahu anh peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gidince sevgili peygamberimiz ona yer açtı ve onu yanına alarak Ebubekir'in başını mübarek göğsü üzerine koydu. Sevgili peygamberimiz Ebubekir'ın yüzünü kendi yüzüne sürdü ve sonra da Ebubekir'ın iki gözü arasından öptü Ve bu esnada ağlamaya başladılar ve o kadar çok ağladılar ki mübarek sakallarından süzülen göz yaşları hazreti Ebubekir'i ıslattı Sevgili peygamberimiz daha sonra mübarek yüzlerini cemaate dönerek şöyle buyurdular:

- Ey müslümanlar! Benim yanımda gördüğünüz bu adam Ebu Bekr-ı Sıddîk'tır. O Muhacirlerin de Ensarın da en yükseği ve büyüğüdür. Allahü Teala bana Ebubekir'i dünyada ve ahirette de baba bilmenizi emretmiştir. Ve ahirette de ben onu ebedî olarak dost edindim. O bu dünyada da benim arkadaşımdır. Herkes bana "sen yalancı peygambersin" dediği zaman o bana "Sen hak peygambersin" demiştir. Herkes beni yanından kovduğu zaman Ebu Bekir bana barınacak yer verdi Herkes beni yanlarından kovdukları zaman o benimle bol bol arkadaşlık ederdi. Yine herkes benden kaçar ve nefret ederken Ebu Bekir malını, canını benim için feda etti. Herkes canı gönülden benim oradan kalkmamı isterken, o kızını bana nikahladı Ve yüksek bir ücret ödeyerek Bilal'i benim için satın aldı. Yani onu kölelikten kurtardı.

O halde ben de diyorum ki her kim Ebu Bekir'i sevmez ve ona düşmanlık ederse, Allahü Teala'nın ve bütün meleklerin ve bütün varlıkların laneti onun üzerine olsun.

Allahü Teala Ebubekr'e düşmanlık edenlerden şikayetçidir Ve ben de Ebubekr'e düşmanlık edenlerden şikayetçiyim.

Sevgili peygamberimiz daha sonra şöyle buyurdular:

- Ey benim bu sözlerimi duyan ve benim bu sözlerime şahit olan müslümanlar! Sizler benim bu sözlerimi burada olmayıp, bu sözleri duymayanlara elinizden geldiği kadar ulaştırmağa çalışınız.

Sevgili peygamberimiz bu sözleri söyledikten sonra hazreti Ebubekir'e: Ya Ebabekr' Haydi geri dön, git yerine otur! buyurdular. Sonra sözlerine devamla Hazreti Ebubekr'e hitaben-

- Ya Ebabekr! Allahü Teala biliyor ki senin derecen benim söylediklerimden çok yüksektir, buyurdu.

Sevgili peygamberimiz sözlerini tamamlayınca hazreti Ebubekir minberden indi ve gidip yerine oturdu.

Hazreti Ebubekir yerine oturduktan sonra Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- Hattab oğlu Ömer nerededir? Buyurdular. Bunun üzerine Hazreti Ömer hemen ayağa kalkıp:

- Buradayım Ya Resülallah, dedi. Hazreti Ömer radıyallahu anh böyle söyleyince, Resulü Ekrem efendimiz:

- Buraya gel Ya Ömer! buyurdular. Hazreti Ömer radıyallahu anh hemen minberin yanına gitti. Sevgili Peygamberimiz:

- Ya Ömer minbere çık, bana daha çok yaklaş, buyurdular. Hazreti Ömer minbere çıkınca Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazreti Ömer'in başını kendi mübarek göğüsleri üzerine koydular. Sevgili Peygamberiniz, hazreti Ömer'in gözünün arasını öptüler. Resulü ekrem sallalahu aleyhi ve sellem o esnada ağlıyordu ve göz yaşları hazreti Ömer'in üzerine dökülüyordu. Sonra sevgili Peygamberimiz cemaate dönerek yüksek sesle şöyle buyurdular:

- Ey müslümanlar! Bu gördüğünüz zat Ömer bin Hattab'dır. Muhacirlerin de Ensarın da büyüğüdür. Allahü Teala çok karışık işleri ona danışarak halletmeyi bana emretmiştir. Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'de Ömer'in hükmüne göre ayetler göndermiştir. Ömer öyle bir insandır ki, acı da olsa hakkı kabul eder. Bu adam Allahü Teala'nın emirlerini yayarken de hiç kimseden korkmaz. Ömer'den şeytan bile korkar ve kaçar. Ömer yarın cennetliklerin nuru olacaktır. Cennet ehli Ömer'le iftihar ederler. Allahü Teala'nın, bütün meleklerin ve bütün lanet edenlerin laneti, onu sevmeyip de ona düşmanlık edenlerin üzerine olsun. Ömer'e düşmanlık edenler Allahü Teala'nın rahmetinden ve rızasından çok uzakta kalmışlardır.

Sevgili Peygamb'er Efendimiz bu sözleri söyledikten sonra Hazreti Ömer'i yerine göndererek yüksek sesle:

- Osman bin Affan nerededir? buyurdular. Bu söz üzerine Hazreti Osman hemen yerinden kalkarak:

- Buradayım ya Resülallah! dedi. O zaman sevgili peygamberimiz:

- Buraya gel ya Osman! buyurdular. Hazreti Osman hemen sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yanına giderek minbere çıktı. Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, hazreti Osman'ı da mübarek göğsüne doğru çekip, onun iki gözünün arasını öptüler. Sevgili Peygamberimiz daha sonra ağlamaya başladılar ve o kadar ağladılar ki, orada bulunanlar diyor ki "Biz sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin göz yaşlarının hazreti Osman'ın üzerine düştüğünü gördük."

Sevgili Peygamber efendimiz sonra yine cemaate dönerek yüksek sesle şunları söylediler;

- Ey müslümanlar! Bu gördüğünüz zat Osman Bin Affan'dır. Bu zat muhacirlerin de Ensarın da büyüğüdür. Allahü Teala'nın emri ile ben onu kendime senet edindim. Ve iki kızımı ona vermek ile de onu kendime damat edindim ve iki kızımın ölümünden sonra eğer üçüncü bir kızım olsaydı, onu da yine hiç düşünmeden seve seve Osman'a verirdim. Çünkü Osman Öyle bir insandır ki, ondan gökteki melekler bile haya ederler, çekinirler. Allahü Teala'nın ve bütün lanet edicilerin laneti, onu sevmeyenlerin ve ona düşmanlık edenlerin üzerine olsun.

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu sözleri söyledikten sonra hazreti Osman'ı yerine gönderdiler. Ve daha sonra yüksek sesle:

- Ali bin Ebî Talib nerededir? buyurdular. Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurunca hazreti Ali hemen yerinden kalkarak:

- Buradayım ya Resülallah! dedi. Sevgili Peygamberimiz

- Buraya gel ya Ali! buyurdular. Bunun üzerine hazreti Ali hemen minberin yanına gitti. Peygamberimiz, hazreti Ali'ye hitaben:

- Ya Ali minbere çık, bana daha çok yaklaş, buyurdular. Hazreti Ali minbere çıkıp yüzünü sevgili peygamber efendimizin göğsüne koydu.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, hazreti Ali'nin iki gözünün arasından öptü ve daha sonra ağlamaya başladı. Ve o kadar çok ağladılar ki, mübarek gözlerinin yaşı hazreti Ali'nin üzerine döküldü. Daha sonra sevgili Peygamberimiz hazreti Ali'nin elinden tutup yüksek sesle şöyle buyurdu:

- Ey müslümanlar! Bu gördüğünüz Ali bin Ebi Talib'dir. Ali muhacirlerin de ensarın da yükseklerindendir. Ali benim kardeşimdir. Amcamın oğludur, benim damadımdır. Ali benim elimden, benim kanımdan ve benim tüyümdendir. Ve Hasan, Hüseyin gibi İki torunumun babasıdır. Bu iki torunum cennet gençlerinin efendisidir. Ali beni çok dertlerden kurtarmıştır. Ve benim çok düşmanımı başımdan uzaklaştırmıştır. Allahü Teala'nın ve bütün lanet edicilerin laneti onu sevmeyenlerin ve ona düşmanlık edenlerin üzerine olsun. Allahü Teala'nın rızası ve rahmeti, Ali'ye düşmanlık edenlerden çok uzaktır. Burada hazır bulunup da benim bu sözlerimi işitenler, onları burada bulunmayanlara anlatsınlar.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu sözleri söyledikten sonra hazreti Ali'yi yerine gönderdiler. Sonra da cemaate hitaben buyurdular ki:

- Allahü Teala biliyorki, Ali'nin Allah katındaki derecesi benim burada söylediklerimden çok fazladır. Ey müslümanlar! Siz Allahü Teala'ya beliniz bükülene kadar ibadet etseniz, öte taraftan ehli beytimden veya ashabımdan birine, biraz düşmanlık etseniz. Sizin bu ibadetlerinizin Allah katında hiçbir kıymeti yoktur. Ve Allahü Teala yarın kıyamette zebanilere emreder. Ve zebaniler de sizi doğru cehenneme sürüklerler.