Enes bin Mâlik -radıyallahu anh- buyurur:
– İnsan güzel ahlâk sayesinde, cennetin âlî derecelerine yükselebilir. Buna karşılık ibâdeti çok olsa da kötü huyu sebebiyle cehennemin derinliklerine yuvarlanabilir.
Yahya bin Muaz-ı Râzî buyurur:
– Kötü huy öyle bir günahtır ki onunla beraber işlenen çok iyilikler menfaat vermez ve güzel ahlâk öyle bir iyiliktir ki onun sayesinde, günahların birçoğu zarar vermez.
Kettânî -kuddise sirruh- buyurur:
– Tasavvuf dediğin ahlâktır, ahlâkını güzelleştirip arıtan, tasavvufunu arıtmış olur.
Bir kimse gelerek -sallallahu aleyhi ve sellem-’e sordu:
– Ey Allah’ın Rasûlü din nedir? Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Güzel ahlâktır” buyurdu. Adam Rasûl-i Ekrem efendimize sağından gelerek aynı suali sordu:
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Güzel ahlâktır” buyurdu. Adam, bu sefer Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-’in arkasından gelip sordu:
“Anlamıyor musun? Din kızmamaktır.”
Sonra şu’m nedir diye sorduklarında:
“Kötü huydur” buyurdu.
Gene adamın biri Rasûl-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-’e:
– Bana vasiyyet et, öğüt ver, dedi. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Nerede bulunursan bulun, Allah’tan kork” buyurdu. O kimse:
– Artır yâ Rasûlullah, dedi.
“Kötülüğün akabinde iyilik yap ki iyilik günahı gidersin” buyurdu. Adam tekrar:
– Artır, deyince Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:
“İnsanlarla güzel geçin” buyurdu. (Tirmizî)
Bir defasında Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“Tedbir gibi akıl, güzel huy gibi asalet olamaz.” (İbn-i Mâce)
Güzel ahlâk peygamberin sıfatı ve sıddîkların en makbûl amelleridir. Aslında güzel ahlâk, îmanın yarısıdır. Takvâ sahiplerinin mücâhedelerinin meyvesidir. İbâdet edenlerin riyâzetidir.
Kötü huy ise, öldürücü bir zehir, insan beynini kemiren bir tehlike, açık bir zillet, bir rezâlettir. Allah’tan uzaklaştıran bir pislik ve sahibini şeytan yoluna iten bir kötülüktür. İyi ahlâk, kalben cennet nîmetlerine açılan ve Rahman’a yaklaştıran bir kapı olduğu gibi, kötü huy da kalbleri saracak olan ve Allah Teâlânın yaktığı cehennem ateşine açılan bir kapıdır. Kötü huy, nefsin hastalığı ve kalbin marazıdır. Şu var ki, bedenî hastalıklar maddî hayatı yok eder, kalbî hastalıklar ise ebedî hayatı mahveder.
Fânî, dünya hayatını sona erdirecek olan cismânî hastalıklardan korunmak için ilâç terkiplerini öğrenmekte tabiplerin şiddetle dikkat ve îtina göstermeleri gerektiği gibi, ebedî hayatı mahvedecek olan kalb hastalıklarını tedâvi edecek ilâç terkibini öğrenmenin daha mühim olduğu meydandadır. Tıbbın bu kısmını öğrenmek her akıl sahibine borçtur. Zîra hastalıklardan salim bir kalb düşünülemez. Tedâvi cihetine gidilmez ve kendi başına terk edilirse yığılır, dertler çoğalır ve sahibine galebe çalarak onu çökertir. İnsan önce bu hastalıkların menşeini, nereden meydana geldiklerini bilmeye, yani teşhis sonra da izâlesi için ilâç aramaya muhtaçtır.
(Sâdık Dânâ Altınoluk Sohbetleri 2, s.215-218)