Tebük seferinde âsâkir-i islâmiyeye yardım toplamak lâzım geldi. Çünkü mevsimin en sıcak zamanı ve yolculuk mesafesi çok uzundu. Fahr-i kâinât sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gözbebeği, en ziyade sevdiği, muhabbet ettiği ashab-ı kiram hazerâtının medâr-ı iftiharı Ebû Bekir Sıddîk radıyallahu anh huzur-u âlilerine çıka geldi. Neyi varsa hepsini yardım için getirmişti. Mefhar-ı mevcûdat sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
– Ya Ebâbekir, evlâd ve iyâlin için ne bıraktın? buyurdular.
Ebubekir Sıddîk radıyallahu anh:
– Allah ve Rasûlü’nü bıraktım, cevabını verdi.
Daha sonra Hazreti Ömerü’l-Faruk radıyallahu anh geldi ve getirdiği emaneti teslim etdi. Rasûl-i Ekrem efendimizin aynı sualine karşı Hazreti Ömer:
– Ya Rasûlallah! Evlâd ve iyâlime yarısını bıraktım, yarısını da yanımda getirdim, cevabını verdi.
Hazreti Osman radıyallahu anh da orduya çok büyük yardımda bulundu.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin:
– “Allah Osman’ı mağfiret buyursun! Ceyşü’l-Usreyi techiz buyurdu.” senâ-i nebeviyesine mazhar olmuştur.
Hazreti Aliyyü’l-Mürtezâ, Fâtımâ-i Zehra ve Haseneyn efendilerimiz hazerâtı, üç gün devamlı olarak oruç tutmaya niyet ettiler, iftarlıkları kuru birer çörekti.
Oruca başladılar, tam iftar edecekleri sırada kapı vuruldu. Gelen fakirdi. Allah rızâsı için yiyecek istedi. Ali kerremallahu veche hazretleri kendi önlerindeki iftarlık olan kuru çöreği fakire verdi, diğer hane halkı da ona uyarak, onlar da önlerindekileri verdiler ve su ile iftar ettiler.
Ertesi gün gene iftar saatinde kapı vuruldu. Bu da bir yetimdi, gene önlerindekilerinin hepsini verdiler, su ile iftar ettiler.
Üçüncü gün iftar saatinde gene kapı vuruldu. Yiyecek isteyen bu sefer de bir esirdi. Buna da önlerindekini seve seve verdiler ve su ile iftar etdiler.
Bunların bu güzel hareketleri üzerine İnsan sûresinin 7. ve 8. ayetleri nâzil oldu:
“Onlar verdikleri sözü yerine getirirler, fenalığı oldukça yaygın olan bir günden korkarlar. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”
Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-3, s. 44