Altınoluk: Efendim biraz da şu içinde yaşadığımız dönemle ilgili zât-ı âlînizin hislerini almak istiyoruz. Memleketimiz zor bir dönemden geçiyor. Meslek itibarıyla öğretmen olan hanımlar var. Bir kısmı başlarını açmışlar. Yani İslâm'ın farzlarından vazgeçmek gibi durumlar oluyor. Bize de soruluyor "ne yapalım?" diye. "Başımı açmam için, kocam baskı yapıyor. Annem, babam, kayınvalidem baskı yapıyor. Ben de açmak istemiyorum. Ben bir kere Allah'ı tanıdım, eleğin altına düşmek istemiyorum" diyor.
- Şimdi zaman değişti. Evvelce ana-baba sahip olurdu da kız açardı. Şimdi devir değişti.
Altınoluk: İhlâs imtihanı burada da var değil mi efendim?
- Sabır tavsiye edilecek, Cenab-ı Hakk ferahlık verir inşallah. Açmamaya da gayret edilecek. Bu kadınların giyimi öyle kemale erdi ki... Sonra bilaistisna hepsinin güzel bir vakarı var. O başlarını örtenler, o tesettür elbisesi diyorlar, yere kadar uzun, geniş te, ne kadar heybetli duruyor onlar öyle. Ne kadar güzel, rengarenk. Her türlüsünü de yapıyorlar. O da büyük bir ilerleyiş. Tesettür işi, başörtü işi...
Altınoluk: Efendim siz daha önceki zorlukları da yaşadınız. O dönemde eve kapanıp hiç dışarı çıkmayan alimler olmuş. Bu imtihan dönemlerinde müslümanlar genel olarak nasıl hareket edebilirler?
- Bu sual çok ince. İşte dediğim gibi kendi kabiliyetine, kendi görüşüne, imânına göre, öyle bir görüşte Cenab-ı Hakk ona nusret verir. Tefsir sahibi Elmalılı Hamdi Efendi dışarı çıkmayın hiç derdi. Mamafih müslümanlar temkinli olacak, fakat bir kenara da sinmeyecek.
Altınoluk: Korkuyla da imtihan oluyor insan.
- Tabii. "Cenab-ı Hakk encamımızı hayır etsin" derler ya, hayır etsin Cenab-ı Hakk. Öyle bir devirdeyiz ki, şunu yap, şunu yapma diyecek devir değil. Çünkü yap deyince de mesuliyet var, yapma deyince de mesuliyet var. Herkes kendini ayarlayacak.
Eski insanlar, çoluğumu, çocuğumu kurtaralım kafi demişler, çocuklarını okutmamışlar. Tabii bunun sebebi var. Cenab-ı Hakk'tan daima iyi günler göstermesini dileyeceğiz inşallah. Çeşitli dönemler oluyor. Mamafih elhamdülillah İslâmiyetin en kuvvetli Türkiye'de olduğu tahmin ediliyor. Farklı İslâm ülkelerine seyahate gidenler hep "ille Türkiye" diyor. Gerçi yüzde itibariyle yüzde üç, yüzde beş çıkmaz amma, kavi müslümanlar var.
Ama az bir kuvvet, yerine göre büyük kuvvetlerle başa çıkabiliyor. Kosova meselâ, Makedonya, bunlar hep böyle. Baskı ve zulüm içindeler. Ama ona rağmen de mücadeleyi bırakmıyorlar. Çeçenler mesela, çok mahdut bir zümre. Ama muvaffak oldular. Cenab-ı Hakk da yürütüyor elhamdülillah.
İman sönmez. İman sönmez muhakkak. İyi aşı alan yerlerin imanı kuvvetli oluyor tabii. Makedonya'da Murad Hüdavendigâr hazretlerinin ruhaniyeti vardır şüphesiz.
Altınoluk: Bu dönemlerde sahabenin hayatını, yaşadıklarını daha çok mu okumak lâzım?
- Muhakkak, çünkü ölçü o. Allah yolunda olanların yaşadığı yerler, vefatlarından sonra bile tesir ediyor. Özbekistan'da mesela, Buhara'da hâlâ o manevî iklim hissediliyor. Halk ciddi, en ufak hafif hareket yok. Ruslara bile tesir etmiş. Biz beş sene evvel gittiğimizde çok iyiydi. Bursa meselâ... Seyyahları çıkarırsak, Bursa çok tesettürlüdür, imanlıdır. Niye? Toprak altında ehlullah yatıyor. Ehlullahın yattığı yerlerde sırrı ilahi olarak bir manevî iklim var. Ankara'da Hacı Bayram Veli hazretlerine giderken o civarın halkı başka bir âlemdir. Cenab-ı Hakk koruduğunu korutturuyor.
Selmanı Farisi hazretleri bir müddet Ankara'da kalmış. O binanın önünde bir taş bina var, orada hizmet görmüş. Bir Bizans eseri midir, nedir?
Sümeyye (r.anha) validemiz Uhud Savaşında ne kadar büyük bir iman sergiliyor Sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin vefat ettiğini duyuyor, üzülüyor, doğru Uhud'a gidiyor. Kocasının şehit olduğunu görüyor, bir ihlâs bir Fatiha okuyor, yoluna devam ediyor. İkincisinde babasını görüyor, gene aynı. Üçüncüde kardeşini görüyor, gene aynı vaziyet. Sonra birisi "Fahri kâinat efendimiz hayatta" diyor. Çok seviniyor, gidiyor yanına. Cenab-ı Hakk'a hamd-ü senâ ederek;
- "Kocam, babam, kardeşim şehit oldular. Ben şehit ailesi, şehit kızı, şehit kardeşi olurum. Sen hayattasın ya! Şayet sen vefat etmiş olsaydın, benim önüme hiçbirşey geçemezdi" diyor. İman fışkırmış sahabeden. Evliyaullahta da öyle, kadın erkek.
Kimin imanı var onun değeri büyük. Kimin imanı zayıf, hangi devirde gelirse gelsin o bir kıymet ifade etmez.
Ankara'ya gittiğim zaman ilk işim, Hacı Bayram Veli hazretlerinin türbesini ziyaret etmek olur. Türbe de bu oda kadar yok galiba. Ufak bir bina. Dolup dolup taşıyor. Evlenenler, sünnet olanlar muhakkak ziyarete gidiyorlar. Büyük, değerli insanlar yetişmiş elhamdülillah memleketimizde. Onların bulundukları muhitte halk da ona göre oluyor. Kocamustafapaşa'ya gittiğinizde bakıyorsunuz, halkı, böyle vasat bir seviyede yaşıyorlar. Giyimleri kuşamları, hepsinin ellerinde paket bakkala gönderip aldıralım filan demiyorlar, her halleri güzel maşallah. Müslümanların bulunduğu yerler hep öyle.
Merkez Efendi de öyle. Etrafında pek bina yok. Sol tarafta var, sağ tarafı mezarlık. Üstadımızın hemşiresini ziyaret ettik, Merkez Efendi mezarlığında... Orada vefat etmiş. Yürüyemezmiş hiç. Dört-beş yaşına gelmiş, hiç imkanı yok. Doktorlar "bizim yapacağımız birşey yok" demişler. Sonra Kaplanca Baba'yı tavsiye etmişler Adana'da. Orada bir kaç tane oda var, gece orada yatarlarmış. Yatmışlar, çocuk feryat etmiş "Baba bana yaşlı bir dede geldi, belime çöktü" demiş. Ondan sonra 60-65 yaşına kadar hiç ciddi hastalık bile görmüyor.
Hz. Halid bin Zeyd (r.a) hazretlerinin türbesi İstanbul'da. Oraya tek tük hristiyanlar da geliyor. İstifade ediyorlar. Hristiyan dahi istifade eder. Artık nasıl istifade eder? Belki de azabı hafifler, birşeyler olur. Muhabbet önemli.
Üstadımızın üç tane yeğeni vardı Beşiktaş Balmumcu'da. Üstadımız oraya hep giderdi. Onlarda kabiliyet görürdü. Onların da çok muhabbetleri vardı üstadımıza. Aşk... Muhakkak bir kulp takmak mı lâzım? Allah'ın kulu de, orada dur.
İmanın kuvvetli olması ayrı bir şey. Memduh Bey vardı, bizim öğretmen, Enver Paşa İlkokulunda. Herşey yasak oldu ama o Amme cüzünü ezberletti bize. Cumaları ufacık çocukları camiye götürürdü. Zihni Paşa camisine götürürdü hepimizi. İman hiçbir zaman sönmez. Fevzi Çakmak'ı methederdi bize. Ama sonra kaybetti halini dediler.
Altınoluk: Efendim sizi daha fazla yormayalım. İnşaallah daha güzel, sıhhatli günler olur. Bunlar sizi sevenlere büyük bir coşku veriyor efendim.
- Ben ihvanı çok seviyorum amma elimden birşey gelmiyor, acizim.
Altınoluk: Onlar da sizi çok seviyorlar efendim. Tabi sizin sevginizle siz onları çok sevdiğiniz için.
- İhvanın hakikaten, bu darlık arasında, tekâmül ettiğine kaniyim. Kendini bilmiyor amma tekâmül ediyor. Çok veliler, tekamül ettiği halde, kendini bilmez. Bazısı da tekâmül etmez kendini büyük bilir.
Sultan'ül evliya olan, üstadımızın yanında dolaşırlardı terakki olmazdı. Dediler ki, nasip işi bu. Nasip olmayınca insan nerede bulunursa bulunsun, layıkı ile istifade edemiyor. Çünkü niyeti noksan. Niyeti noksan olana mürşidi kâmil ne yapar? Şöhret peşinde koşanlar da temiz ahlâklı olmuyorlar, yırtıcı oluyorlar. Kendini beğenme hali oluyor. Halbuki Altınoluk'un geçen sayısındaki "Ubûdiyet" bahsini okursa bir insan, kulluğun ne olduğunu o zaman anlar. Kimi kendinden küçük görebilirsin? Koca Hakk dostları ufak bir hataları olmuş devrilmiş gitmişler. Bunları tarihten hep okuyoruz. Hiç umulmayan kimseler ise istifade etmişler. Bir muammadır.
Bütün iş teslimiyet. İnsan kendini yok bilecek, bu yolda olanlara başını eğecek.
Sonra hiçbir şöhretli velinin aleyhinde de konuşmamalı. Şu efendim Kadiridir, şu efendim Düssuki tarikatına mensup, şu budur dememeli. Herkese inanmalı. Bize bir zararı yok ki...