Mânevî Yolun Yolcularına…

Mânevî Yolun Yolcularına…

Dünya serî-üz zevâl (çabuk geçen)dir. Her gelen muayyen bir müddet yaşar. Bazısı genç, bazısı yaşlanmış bir şekilde ahirete intikâl eder. Ne mutlu bu imtihanı verebilenlere... Cenâb-ı Hak bizi kendine kul yaptı. Habîb-i Edîbine ümmet yaptı. Bunlar bizim için büyük nimetler...

Dünya serî-üz zevâl (çabuk geçen)dir. Her gelen muayyen bir müddet yaşar. Bazısı genç, bazısı yaşlanmış bir şekilde ahirete intikâl eder. Ne mutlu bu imtihanı verebilenlere...

Cenâb-ı Hak bizi kendine kul yaptı. Habîb-i Edîbine ümmet yaptı. Bunlar bizim için büyük nimetler...

Ama işte bu yoldan istifade etmek lâzım.

İnsanlar iki kısımdır:

Cenâb-ı Hakka vâsıl olanlar,

Cenâb-ı Hakka vâsıl olamayanlar.

Cenâb-ı Hakka vâsıl olamayanlar zâhiren ibadet ederler. İbadetleri çoktur, sehere kalkanlar bile vardır. Fakat kalp vaziyetleri inkişaf etmemiştir. Her şeyi kendilerine mal ederler. Ben yaptım, ben ettim vs. derler.

Kardeşlerini lâyıkıyla sevemezler. Hâlbuki hakiki bir kul her şeyin Cenâb-ı Hak’tan olduğunu bilir. Mademki Cenâb-ı Hak böyle güzel ikramlar yapmış bize, biz de olmayanları bu yola girmesi için teşvik edeceğiz, böyle arzu edeceğiz. Bilhassa muvaffak olabilmek için yegâne şart ve basamak, Kur’an’ı Kerim ahkâmına çok dikkatli olmak. Gaflet muvâfık değil. İnsan bastığı yeri muhakkak bilmesi lâzım. Cenâb-ı Hak neyi emretti, neyi yasak etti, bunun üzerinde titizlikle titreyeceğiz. Kuru kuruya ben dervişim demek kâfi değil. Bu hususlara dikkat edeceğiz ki tam terakkî edelim.

Bu hususlara dikkat ettikten sonra haram ve helâl mevzuunda da dikkatli olacağız. Davranışlarımız muhakkak helâl olacak. İnsan dikkat ederse Cenâb-ı Hak her türlü kolaylığı lütf u ihsan eder.

Daha sonra azimli olacağız. Dünya meşgâle yeridir. İnsan her gün hoşlandığı veya hoşlanmadığı bin bir gâile ile karşılaşır. Sırasına göre aileden mutazarrır olur, ailesi itaatli olmaz; zenginken fakir düşer. Bazen fakirken zengin olur. Fakirken zengin olanlar şımarmamalı, yine kulluk vazifelerini îfâ etmelidirler. İnsan sıhhatliyken sıhhatsiz hale düşer. Fakat azimli olursa kulluk vazifesini yürütür.

Bir kul ne kadar Cenâb-ı Hakk’ın yolunda olursa Cenâb-ı Hak onun sadrına dünyadayken o kadar çabuk inkişaf verir. Herşey ona hoş gelir. Hiçbir keder onu sıkmaz, her şey tatlı gelir. Seherlerde kalkacağız, teheccüd namazımızı îfâ edeceğiz. Sonra manevî dersimizi seve seve yapmamız lâzım. Adet yerini bulsun diye yapılan namaz niyaz pek muvâfık değildir.

Bazısı vardır der ki: “Ben yirmi senedir namaz kılıyorum ama zevk alamıyorum.” Bunun sebebi var: Ya harama helâle dikkat etmiyor veyahut namazın ehemmiyetini idrak etmiyor. Namazın ehemmiyeti idrak edilirse ondan çok büyük tefeyyüzler cereyan eder. Manevî ders de böyle... Seherlerde kalkacağız; ne emredilmişse harfiyen onu icra etmek lâzım. Ders yaparken de gönlümüzü tam Cenâb-ı Hakk’a vermemiz lâzım. Öyle bir an ki o, tam Rabbimizle beraber olunan bir an... O şekilde gönlümüzü vereceğiz. O sırada ne ukbâ, ne dünya, ne aile, ne çoluk çocuk, ne ana, ne baba, ne komşu... Tamamen kalbimizden çıkaracağız. Tam, hakiki zikir olmuş olur. Böyle boynumuz bükük olarak Rabbimize iltica edeceğiz. “Allah, Allah” derken o ruhu içimizde duyacağız.

Sâdık Dâna, Altınoluk Sohbetleri - 6, s. 60