Mizah Ciddi Bir İştir

Mizah Ciddi Bir İştir

Türkiye geçtiğimiz ay mizah üzerinden talihsiz bir tartışmaya girdi. Bir tarafta ifade özgürlüğü ve sanat adına her şeyin mizahın konusu yapılabileceğini savunanlar, diğer tarafta inançların ve kutsalların da korunması gereken sınırları bulunduğunu söyleyenler vardı. Tartışma kısa sürede bildik kamplaşmaların içine çekildi. Kimin ne söylediğinden çok, kimin hangi tarafta durduğu konuşuldu.

Mizah ciddi bir iştir. Bazı şakalar sadece güldürmez, insanın bir meseleyle kurduğu ilişkiyi değiştirir. Çünkü mizah, gülünen şeyle aramızdaki mesafeye dokunur; ciddiyeti azaltır, hayreti çözer, tazimi zayıflatır. Sürekli şakaya vurulan bir mesele zamanla sıradanlaşır; sıradanlaşan şey ise giderek önemini kaybeder. Bu sebeple mizahın etkisini sadece “komik olup olmadığı” üzerinden değerlendirmek eksik kalır.

Söz konusu Allah, Rasûlü ve ayetleri olduğunda mesele çok daha hassastır. Kul ile Rabbi arasındaki ilişkinin bir edebi, ölçüsü ve mesafesi vardır. İnsan Mutlak olanı kendi seviyesine indiremez fakat kendi zihnindeki ve kalbindeki Allah tasavvurunu sıradanlaştırabilir. Allah küçülmez, insanın Allah hakkındaki idraki küçülür. Kutsal bayağılaşmaz, kutsalla kurulan bağ aşınır.

Mukaddesatın mizah konusu yapılmasını yalnızca “şaka”, “sanat” veya “ifade özgürlüğü” başlığı altında değerlendirmek yeterli değildir. Çünkü alay bazen rahatlayarak sorumluluktan kaçmanın, bazen bir hakikati önemsizleştirmenin, bazen de gülünen şey üzerinde psikolojik bir üstünlük kurmanın aracına dönüşebilir. Bu üstünlük duygusunun arkasında ise çok zaman seküler bir kibir vardır.

Seküler kibir; dini peşinen gerilik, vahyi çağ dışılık, inananı ise aklını kullanamayan bir insan tipi olarak gören anlayıştır. Bizde mebzul miktarda müntesibi bulunan bu anlayış bir düşünceyi eleştirmekle kalmaz; o düşünceye inanan insanı da aşağılar. Kendisini aklın, bilimin, ilerlemenin ve özgürlüğün tek temsilcisi sayarken karşısındakini cehalet, taassup ve geri kalmışlıkla özdeşleştirir.

Kur’an’ın indiği zamana göre çok iddialı olduğu şeklinde alaycı bir ifade kullanmak bunun açık bir örneğidir. Böyle bir söz, Müslümanın Allah, vahiy ve kitap tasavvurunu ya bilmemekten ya da bildiği hâlde küçümsemekten kaynaklanır. Birincisi cehalettir, ikincisi kibir… Bizim için Kur’an, belirli bir çağın şartlarına göre hazırlanmış ve zamanla eskiyen beşerî bir metin değil; ilmi geçmişi, bugünü ve geleceği kuşatan Rabbimizin kelâmıdır.

Bu sayımızda mukaddesat ve mizah konusunu ele aldık. Gülüp geçtiğimiz şeylerin insan ile kutsal arasındaki mesafeyi nasıl değiştirdiğini görelim ve Kur’an’ın “Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk” savunmasına neden böylesine sarsıcı bir cevap verdiğini birlikte düşünelim istedik. Çünkü bazen mesele neye güldüğümüzden ibaret değildir. Güldükçe neye dönüştüğümüz de en az onun kadar önemlidir.

*

Dergimizin yeni dönem abone kampanyası başladı. Abonelerimize bu sene Mehmet Lütfi Arslan’ın hazırladığı “Peygamber Kıssaları” isimli kitabı hediye edeceğiz. Peygamber kıssaları, insanlığın ortak tarihidir. Bu tarihten çıkarılacak ibretler bugünün modern cahiliyesinin panzehridir. “Peygamber Kıssaları” insanlığın ortak hafızasını yaşanmış hadiselerle ortaya koyarken dünden bugüne bir ayna tutuyor. O aynadaki bin bir pırıltının en ışıltılısı tevhide dairdir. İstifadeye medar olmasını niyaz ediyoruz. Bir sonraki sayımızda buluşmak temennisiyle Mevlid Kandili’nizi tebrik ederiz.