Nakşibendî büyüklerinin halleri de evvela sülûk, sonra cezbe-i ilahiyye ile Hakk’a vuslat, sonra bu usul üzere insanları Hakk’a götürmeğe çalışmakdır.
Burada Nakşibendî büyüklerinin bu sözünü ancak düşünce ve idrak sahibleri anlayabilir. “Bizim yolumuz daire gibidir. Sonu başında dürülüdür. Diğerlerinin yolu mustatildir. Yani uzayıp giden bir yoldur. Sonu başından görünmez.”
Yine bu yolun özelliklerinden birisi en kısa yol olmasıdır. Adabına riayet edenin menzil-i maksuduna, yani arzu ettiği yere ulaşacağına şüphe yokdur.
Hazreti Şah-ı Nakşibend kuddise sirruh hazretleri:
- “Yolumuz en kısa yoldur. Allah’dan vâsıl edecek bir yol istedim, istediğimi verdi” buyurmuşlardır.
Reşâhat’da, Ubeydullah Ahrar -kuddise sirruh-’dan şöyle nakledilir:
- “Bu tarikat, bu yol böyle bir yol iken nasıl olur da saliki Allah’a vasıl etmez? Nasıl olur da sonu başında dürülü olmaz? Fakat bu yola girip de istikamet üzere bulunmayan ve istifade etmek için gayret göstermeyen, nasibini samimiyetle aramayan kimse, her zaman mahrum kalacakdır. Gören bir göz olmadıktan sonra, güneşin günahı, salik, noksan bir adamın eline düşdü ise tarikatın günahı nedir?” (Adab risalesi, Muhammed Hani)
Nakşı silsile-i aliyesinde dış şekillere yönelik bir takım rüsum ve merasimlere yer verilmemişdir.
Zikir doğrudan doğruya kalbe verilir, başlangıç da bir çok nailiyetler görülmesine rağmen, ders terakki ettikçe bu lezzetler galb olur, yerine mahrumiyetler gelir. Halbuki diğer tarîkatlerde, başlangıç da lezzet duyulmaz, son menzillerde vardır. Nakşîliğin başında kurbiyet ve müşahede vardır. Sonunda ise uzaklık ve mahrumiyet. Evvelce alınan lezzetleri yitirmek, kurbiyetin sonuna vardığının ispatıdır.
Bu sebeble Nakşibendî büyükleri, Sema ve raksa müsaade etmezler, cehri zikre de önem vermezler. Çünkü onlar matlüb (istenilen) huzur halini bulmuşlardır. O hali bulan için cehri zikire ihtiyaç kalmamışdır, hatta uzlete çekilmeğe de. Çünkü onların bulundukları huzur hali aranılan en ulvi haldir. Bu hali bulanların ilahi gibi yüksek sesle okunulan, kalbi tehyiç edici, harekete getirici vasıtalara temayül göstermemesi lazımdır. Çünkü sükut ve huzur hali şevkin aşkın nihayetidir. Ama diğer tarikatlar böyle değildir. Onların son duraldan kalb olduğu için uzlet, sema gibi vasıtalardan istifade yolunu arayabilirler ki nihayete gelebilsinler.
Huzûr halini bulan saliklerde bu büyük ni’metin bir şükranesi olarak Allahü Teâlâ’nın emirleri ve yasakları hususunda çok müteyakkız (uyanık) olmaları ve ibadetlerine büyük bir ihlas ile devam etmeleri gerekir. Nasıl olsa emelime nail oldum gibi düşüncelere kapılırsa, lakaydilik, ihmalcilik, kibir, ucüb gibi kötü haller zuhur edebilir. Salik çok akıllı ve zeki olup bu gibi kötü sonuçlardan sakınmalıdır. Daima tek yol talep edilecektir. Rıza-i ilahi’yi tahsil...
Nakşî silsile-i aliyesi ders verme selahiyetine haiz olan zevatın, saliklerle sık sık görüşüp ders hususlarını, letaif vaziyetlerini, arız, amîk yani inceden inceye kontrol edip, çoğaltmak, azaltmak veyahud yerinde ibka etmek; icab ederse ileri letaif veya murakabelere geçirmeleri lazımdır. Vazife ihmalinde büyük vebal vardır. Gaye, tefahur maksadıyla adam doldurmak değil, Allah rızası için insan yetiştirmek olmalıdır.
Altınoluk Sohbetleri 3, 175-177