Namazı Gereği Gibi Kılmak

Namazı Gereği Gibi Kılmak

Namaz hakkında âyet-i kerîmelerin bazılarının meâlleri:

“O Allah’tan korkanlar, gayba îman ederler. Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Bakara Sûresi / 3)

“Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gibi, açılıp-saçılmayın, namaz kılın, zekât verin, Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Ey peygamber âilesi, şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp, tertemiz yapmak ister.” (Ahzab Sûresi / 33)

“O mü’minler ki, namazlarında tevâzû ve korku sahibidirler.” (Mü’minun Sûresi / 2)

“Onlar ki namazlarına gereği üzere devam ederler.” (Mü’minun Sûresi / 9)

“Namazlarını lâyıkıyla kılanlar müstesnâdır. Evet, işte onlar cennetlerde ağırlanacak kimselerdir.” (Meâric Sûresi / 34, 35)

Rasûl-i Ekrem (s.a.) buyurdular:

“Farz olan namaz bir terâziye benzer. Doğru tartan kazanır. Yani namazını hakkıyla edâ eden mükâfâtını görür.

“Namaz kılanlar içinde öyle adam vardır ki namazı -huzurla- tam kılar. Onlardan namazı yarım kılan, çeyrek kılan, beşte bir, altıda bir, yedide bir, sekizde bir, onda bir kılan da vardır.” (Râmûz el-Ehâdis)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular.

“Namaz Allah  teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rızâsına bir vesiledir. Melekleri sevmektir, peygamberlerin bir ahlâkı bir âdetidir. Namaz, mârifetin nûru, îmanın esasıdır. Namaz duaya icâbettir. Amellerin kabulüdür. Namaz rızıkta berekettir. Bedenler için bir rahattır. Düşmanlara karşı bir silahtır. Şeytanın keyfini kaçırmaktır.

Namaz, onu kılanla ölüm meleği arasında bir şefaatçıdır. Namaz, onu kılanın kabrinde bir kandil, yanında bir döşek, münker-nekir meleklerinin sorularına bir cevap, kıyâmete kadar kabrinde kendisine bir arkadaştır. Kıyâmet günü olunca ise, onu kılanın üstünde bir gölge, başında bir tac, bedeninde bir elbise, önünde giden bir nur, cehennem ile arasında bir perdedir.

Namaz, şânı mübarek ve yüce olan Allah’ın huzurunda mü’minler için bir senet, iyi amellerin ağır gelmesi için bir ağırlık, sıratı geçmeğe bir vasıta, cennet kapılarının açılması için bir anahtar olur. Zîra muhakkak ki namaz bir tesbihtir, bir tahmittir, bir takdistir, bir tâzimdir, bir kıraattır, bir duadır. Ve yine şurası muhakkaktır ki, bütün amellerin en şereflisi vaktinde kılınan namazdır.

Güneş doğmazdan ve batmazdan evvel sabah ve ikindi namazlarını kılan hiç bir kimse cehenneme girmez.”

Namazı vaktinde kılmağa azimli olmalı ve farzlarını vaciplerini, sünnetlerini hakkıyla öğrenmeliyiz, çocuklarımızı bu hususta ihmal etmek, doğru değildir. Hem öğretmeliyiz, hem de kılmalarına yardımcı olmalıyız, kılmadıklarında şiddet göstermeden rıfk ile nasihat etmeliyiz. Hatta mümkün oldukça beraberce cemaat olup kılmalıyız. İhmallerini gördüğümüzde, bıkmayıp, usunmayıp telkinât ve nasihatlerimize devam etmeliyiz. Çünkü evlada karşı hakîkî şefkat budur. Hangi merhametli ana ve baba evlatlarının yanmasına râzı olur? Şüphesiz hiç biri. O hâlde bu pek mühim hususta ihmalci olmak doğru olmaz.

Ebû Bekir -radıyallahu anh- Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimize sordu:

Ğ Yâ Rasûlallah! Bana bir dua öğret de, namazın sonunda okuyayım.

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“İlâhî ben kendime çok zulüm ettim. Günahları bağışlayacak ancak sensin, öyle ise kendinden gelen bir bağışlama ile beni bağışla. Bana merhamet et. Şüphesiz ki, bağışlayan, acıyan sensin.” diye dua buyurmuşlardır. (Buhârî)

Altınoluk Sohbetleri-2, Musa Topbaş, s. 113-123