Namaz'ın Sıhhati

Namaz'ın Sıhhati

Namaz Allah Teala ya yalvarışın yeri ve halis sevginin madenidir. Esrarın meydanları namazda genişler ve nurların ışıkları onda parıldar.

Asıl makbul olan namaz; Namaz kılarken İlahi huzurun mehabetinden tüyleri ürperen ve kalpleri tecelliyat ile heyecanlanan kimselerin namazlarıdır. Böyle namaz, kılanı yüksek ve pek değerli maksatlara eriştirdiği için, namaz bütün ibadetlerin anası ve hayırların esasıdır.

Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır «Namaz gözümün aydınlığıdır» Ebû Talib-i Mekkî buyuruyor: Varid olan haberlerden anlaşılmıştır ki, imanı olan bir zat namaz için abdeste hazırlanırken padişahlar padişahı Allah'ın azametli huzuruna gireceği için şeytanlar her tarafından uzaklaşırlar. Namaza başlangıç tekbirini "Allahu Ekber" diyerek alınca kalbinde Allah'tan başka hiçbir şey bulunmadığından sağında solunda melekler: "Doğru söylüyorsun, derler''. Kalbinden parlayan bir nur Arşın çevresine erişir. Bu nur ile namaz kılana karşı semavat ve zeminin kapladığı eşya açılır ve görülür. Bunların sayısınca defterine iyi ameller yazılır. Gafil ve cahil kimse abdest almaya kalkınca, sineklerin bal üzerine üşüştükleri gibi, şeytanlar etrafını sarar. Namazın tekbirini aldıkta melekler kalbine bakarlar. Kalbinde herşeyin Allah'tan daha büyük olduğunu görünce, "yalan söylüyorsun" derler. İşte bu sırada gafilin kalbinden bir duman semavata kadar yükselir. Ve ilahiyat ve maneviyat ile kendi arasında kalın bir perde olur. Ve bu perde ile namazı red edilir. Kalbine şeytanlar yerleşirler ve her türlü vesvese ile eğri yollara çekerler. Namazdan sonra sersemleyerek hiçbir şeyin farkına varmamış bir halde bulunur.

Allah Teala'ya yaptığın iyi bir iş için karşılık ister isen, Allah doğruluk ister. İbadetlerin şartı halis ve muhlis olarak, Allah'ın azamet ve rubübiyetine karşı ifa edilmesidir. Bir karşılık isteğiyle olursa ihlasa münafidir. Her hangi bir ibadette karşılık istenirse, Allah Teala o ibadette doğruluk ister. Kul karşılık istemesiyle doğruluktan sapmıştır. Cezaya müstahak bir durumdadır. Ulûhiyetin şanlı azametine karşı ibadetler hakkıyla ifa edilemeyeceğinden, abidler ibadetlerindeki kusurlarından dolayı daima Allah'ın af ve rızasında bulunmalıdırlar.

Kulların yaptıkları işler Allah Teala'nın bir ihsanıdır. Hakikatte o ibadetleri yaptıran Halik Tealadır. Kul medhali olmayan bir iş için nasıl karşılık bekleyebilir? Allah Teala senin üzerinde ihsanını göstermek dilerse ihsanını yaratarak sana nisbet eder.

"Allah'ın fazl ve ihsanı çok büyüktür. Bu fazl ve ihsanı sende izhar etmek isterse, sende taati yaratır. Ve onunla seni ziynetlendirir. Ve sana nisbet eder ve buyurur ki:

"Ey kulum sen itaat edici, muttaki ve çalışkansın, seni sevablandıracağım. Kul, bu çok büyük ihsanı görünce kerim olan Mevlasına karşı utanmaya başlayarak dua ve yalvarmak için dili açılır. Ve şunları der: "Yarabbi! Bende taati yaratmak lutfunda bulundun. Bununla beni ziynetlendirdin. Hakikatte bende hiç bulunmayan güzel sıfatlarla beni sıfatlandırdın. Ve bunlarla beraber bana çokça sevab vereceğini, azab ve ikabdan kurtaracağını vaad eyledin. Benim şu amelimin kabulü ile vadini incaz buyur.

Kul böyle durumda bulunursa isabet etmiş olur. Kulun hakkı övünülecek güzel sıfatlardan ve iyi işlerden hiç birini kendisine nisbet etmemektir. Edeb icabı budur. Kulun ancak kötü sıfatlar ve işleri kendi nefsine nispet etmesi edebin muktezasındandır."

Eğer seni, yine sana döndürecek olursa, kötü işlerin nihayeti yoktur. Eğer ihsanını üzerinde izhar edip açıklarsa senin sena ve sitayişlerin bitmez ve tükenmez olur.

Allah Teala her kimi nefsine döndürüp, aklına havale ederse, onu kapısından kovmuş ve huzurundan uzaklaştırmıştır. Bütün işleri alçakça ve çirkindir, çünkü nefsin şerre doğru gidişi cibilliyet muktezasıdır. Lakin Allah Teala her hangi bir kulu üzerinde lütuf ve ihsanını açıklayacak olursa bunun da sena ve medihlerinin bitip tükeneceği yoktur. Bunlardan anlaşılıyor ki, nefsin gailesinden kurtulup necat bulmak için Allah Teala'ya dehalet ve ilticadan başka bir yol yoktur.

Hakkın Rububiyetinin vasıflarıyla mütehallik ve kendi ubudiyetinin vasıflarıyla mütehakkik ol.

Rububiyetin vasıflarıyla mütehallik olmak: Bütün varlığın ve levazımın ne senin için ne de senden olmadığını bilerek bunların hep sende emanet olduğunu, varlık kuvvet ve kudret, beka ve izzet hep onun varlığı olduğunu bilmendir. Bu biliş ubudiyetin yokluğunu anlatır. İhtiyaç, aciz ve zilletin tamamlanmasıyla ancak tahakkuk eder.

O bütün alemin Rabbı olduğu halde kendine has bir vasfını iddia etmekliğin sana mübah olabilir mi?

Ebûssuud b. Ebulaşair'in bir dostuna nasihati:

"Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerine olsun. Ey kardeşim:

Şimdi sen benden istemişsin ki: Sana dua edeyim. Fakat bu kulun duası; makbul olmaktan son derece uzak. Ama öyle de olsa arzuna imtisalen sana dua etmem gerekir.

Ey kardeşim, Allah Teala sana zikrini ilham eylesin! Onun kaderine karşı rızasını koysun.

Sana şükretmeyi nasib etsin! Seni yardımından ve başarısından yana boş bırakmasın!

Seni, nefisine bırakmasın... yaratıklarından her hangi birine de seni muhtaç etmesin.

Seni sözünde ve işinde doğru olanlardan ve ahdine vefa gösterenlerden eylesin...

Allah Teala seni, Zatını sadakat ve edeble taleb edenlerden eylesin Resûlünü de tasdik edip sünnetine uymayı isteyenlerden eylesin.

Ahireti ise: İyi amellerle, eziyetleri yüklenmek, kimseye eziyet etmemek suretiyle taleb edenlerden eylesin.

Senin için Cenab-ı Hakdan dileğim odur ki, seni daima zikrinde kıla, O'nun haşyeti ile titreyenlerden eyleye. Allah için ihlas sahibi olan zümreden ede ve zatının birliğine inanan, tasdik edenlerden ede. Ve en mühimmi Cenab-ı Hakk'ı nefislerine tercih edenlerden eylesin. Bir de O'nun hakkını, kendi haklarından önce görenlerden.

Çünkü onların kalbi temizdir, saftır, Hakkın zatından gayrısı orada yokdur. Yüce Mevladan onların tek talebi vardır, o da bu dini İslam -yani Hakk'ın çizdiği yol-.

Bunlar kendi şahsi menfaatlerı için her hangi bir tercihte bulunmazlar. Sonra arzu etmezler ki, her hangi bir zümre, kendilerinin sebeb olduğu bir sıkıntıya düşsün. Lehlerine olacağı bir şeyi, kendileri için seçmezler. Mevladan başka hiç bir talepleri yoktur. O'nun zatını bulduktan sonra, varsın başkalarını yitirsinler. Bu onlar için bir üzüntü mevzûu olmaz.

İşte Cenab-ı Hakk seni de bu zümreye ilhak eylesin!

Sonra onlar bütün Ümmet-i Muhammed için şefkat doludurlar. Daima yumuşak davranırlar. Hiç kimseyi kırmaz ve incitmezler. Allah Teala'dan dilerim ki bu zümreden olasın!

Onlar bu islam ümmetine nasihat ederler, (liyakat kazandıktan sonra nasihatçı olunur. Kişinin bin bir türlü hataları varken, nasihatçı olması küstahlıktır. Onun sözlerinin hiç tesiri olmaz.

Hiç kimseyi ayıplamazlar (çünkü kendi ayıpları ile meşguldürler). Kendilerine bir şey sorulduğu zaman; sorana bildiklerini öğretirler, fakat nezaketle, azarlayarak değil Müslümanlardan, ayıbı olan birinin ayıbından göz yumarlar, örterler.

Sonra bunlar bütün hal ve hareketlerinde Cenab-ı Hakk'ın rızasını gözetirler.

Bunların gazaba geldiği ve öfkelendikleri olur. Fakat kin ve haset dolayısıyla değil, Allah Teala içindir. Böyle bir gazab memduhdur, tam yerindedir.

Birşeyden razı olurlarsa Allah'ın rızası için razı olurlar.

Dilerim ki bunlardan olasın. Yahut o kimselerden olasın ki, verdikleri emri şer'i çerçeve dairesinde verirler kabul etmedikleri herhangi bir şey var ise, onu da yine şeriatin emri dahilinde yaparlar. Haliyle güçleri yettiği kadar... Bunlar bu vazifeyi ifa ederken kimsenin ayıplamasına aldırış etmezler. Öyle ki bir zalimden zulüm gördüklerinde kendileri veyahut başkaları için gazaba gelirler. Onlar zalime kızar ve sevmezler. Zalimin mevkii ne olursa olsun hiç bir şekilde tazim etmezler.

Allah Teala'dan dilerler ki, zalimleri aciz kılsın! Taki kimseye zulüm edemiyeler ve yine Allah Teala'dan talepleri odur ki; o zalimler tevbe ederler ise, tevbelerini kabul buyura.

Bu büyük insanların, verdikleri her hüküm; Allah Teala'nın inzal eylediği kitaba ve Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sözlerine göredir.

Dünya ve halktan yana gani gönüllüdürler. Bütün varlıkları ile Hakk'a yönelmişlerdir.

Onlar, Cenab-ı Hakk'ı ancak razı olduğu şeyle bilirler. Nefislerinden gördükleri de, Rablarının hoşlanmadığıdır.

Dilerim ki sende o zümreden olasın!

Ey kardeşim, Allah Teala seni, o muvahhidlerden eylesin ki onların katında şirk yoktur.

Böyleleri öyle nezih kimselerdir ki, zahmetin onlara göre lafı olmaz.

Öyle sadakat sahibidirler ki, şer onlara yakın değildir. Onlar daima Hakk'ı anarlar, hem de kolaylıkla.

Her hal-ü karda uysaldırlar. Nefislerine göre icad onlarda olmayan şeydir.

Hele nefse şefkat, onlarda böyle bir şey olmaz, dini ahkam onlara göre daima tercihlidir.

Onlar zahiddir. Hakk'ın zaatından başkasına meyilleri yokdur.

Onlar için münazaa değil, rıza vardır. Halka merhamet ederler, onlarda sertlik yoktur.

İşleri halka nasihattır ama yapmacıktan değil.

Sanki Hak Tealadan çekinme onlar içindir. Hakk'ın azameti, onların gözü önündedir.

Ey kardeşim! yine senin için Cenab-ı Hak'tan dilerim ki, seni taatına devam edenlerden eylesin!

Ki bunları yalnız, yüce Mevlanın rızası sevindirir, nefsin hoşnutluğu değil.

Hem bunlar ruhen Allah Teala'ya teslim olmuşlardır. Bunlar, öyle olmuşlardır ki, kin ve yersiz öfke kendilerinde yokdur.

Daima Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemi isterler ve ona uyarlar. Onun bütün ashabına merhametle kucak açarlar. Onun yakınlarına karşı sevgi duyarlar. Geçmişteki büyük zatların faziletini kabul ederler.

Suizan, yani kötü niyet beslemek, bunlardan pek uzaktır. Bilhassa, iman sahiblerine, yani Allah'a peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına ve ahiret gününe inananlar için.

Bunlarda kötü düşünce ne gezer? Şefkat ve merhametten gayrisi bunlarda ne arar?

Dünya süsü bunlar için önemli değildir. Bunlar için ne dünyanın azizi aziz ne zengini hakiki zengindir, ne de sultanı sultan.

Dünyadan bir şeyler koparmaya çalışanlara ve koparıp aldıktan sonra sevinçle sarılanlara acırlar. Sebebine gelince, bilirler ki dünyanın hiçbir şeyi onunla kalmayacak, önünde sonunda ayrılık mukadder.

Onlar, taksim edilen miktara inanırlar, kendilerine taksim edilen şeyin mutlaka geleceğini bilirler. Hele bu hususta bir keder, gam onlara hiç yakın değildir.

Hiç bir mahluktan korkuları yoktur. Ahlak cihetinden o kadar ileri gitmişlerdir ki, kendilerinde yaramaz huy kalmamıştır. Kötü nefislerini, muhalefet ede ede, yokluğa mahkum etmişlerdir.

Keza kullara da Allah Teala'yı sevdirmeye çalışırlar. Ama taatına koşturarak, nimetlerini itiraf ettirerek, kusurlarından özür dileyerek, bilhassa Hak'ka hizmette devam ettirerek.

İşte ey kardeşim bunlardan olmanı dilerim. Allah Teala bunları öyle kılmıştır ki elleri halkın malına uzanmaz. Elleri dilleri, halka eziyetten pek uzaktır.

Durum böyle olunca; müslümanlar onlarla oldukça rahat yaşarlar. Kötülüğe, kötülükle karşılık vermezler, affeder geçerler. İşte bütün temennim, niyazım, senin de bunlardan biri olman içindir.

Allah Teala nasib eylesin! Amin, Allah'ım amin!»

İmam-ı Şa'ranî buyurmuştur ki:

- Zaten bütün velilerin sözleri ahlakîdir. Ama bu kadar şümüllüsünü hiç bir yerde görmedim. Keza, Seyyidim Ahmed Rıfaî hazretlerinin hareketleri de ahlaki yönden pek değerlidir" buyurmuşdur.

Allah Teala ikisinden de razı olsun!..

Ebussuud b. Ebulaşair hazretlerinin pek kıymetli sözleriyle mevzuumuzu tamamlıyoruz.

Buyuruyorlar ki:

- Sen olasın, Mevladan gafil olmayasın ve O'na hakiki kulluk edesin!

İbadetin zahirine dalıp, dış şekilleri ile uğraşırken, ibadette gaye olan, zatî varlığı unutur olmayasın.