Hiç bir gün yokdur ki, bir ahbabımızın veya tanıdığımızın ölümünü, ahırete intikal ettiğini duymuş olmıyalım.
Omuzumuzda cenâzeleri kabristana götürmemize rağmen kendimiz için bir ibret dersi alıp; mütenebbih olabiliyor muyuz? Bu bizim basiret gözümüzü açıb da, Allahü teâlânın rızası yolunda, ahıret için hazırlıklı olmamıza sebeb teşkil ediyor mu? Aynı ölümü kendimizin de tadacağımızı unutuyor muyuz?
Basiret sahibleri için cenâze bir ibret levhasıdır. Ne yazık ki insan oğlu gâfildir. Kendisinin fani olduğunu bildiği halde, sanki hiç ölmiyecekmiş gibi var kuvvetiyle dünyaya çalışır. Ne kadar kaçınırsa kaçınsın akıbet kara toprağa gömülecektir.
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ashab-ı kiram hazeratına hitaben :
- Doğru söyleyin, bizim üzerimize bu ölümü yazmadılar mı, doğru söyleyin! götürülen bu cenâzeler, çabuk dönen misafirler midir? Onları toprağa koyarız, miraslarını yeriz, kendimizin onlar gibi olacağını hatırımıza getirmeyiz.
Tefekkür-i mevte devam etmek pek mühim ibadetlerdendir. Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır. Daimi olarak tefekkür eden, dünyanın, değer verilmeyecek bir mekân olduğunu yakînen bilir. Bu bilgi kendisinden hasıl olunca, dünyaya değeri kadar önem verir. Asıl çaba ve gayretini ahıret hazırlığına hasreder. Fani dünyamızda, kısa bir müddete sıkışan istikbalimiz için her türlü zahmetlere katlanarak, hazırlık yapıyor isek daimi bir hayatımız için niçin elimizden gelen gayreti sarfetmiyelim? Bâkî'yi, fâniye tercih etmeliyiz.
Bu sözlerimizden dünyayı terk manası anlaşılmamalıdır.Bir mü'min hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışacak, yarın ölecekmiş gibi âhırete hazırlanmış olacakdır.Kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi, ihlâs ile Allahü teâlâ'nın rızasını celb için yapılan ibadetler, ictimai hizmetler ve hayratlar âhıret hazırlıklarındandır.
Dünya, her ne kadar zemmedilmiş ise, âhıretin tarlası mesâbesinde olduğu için, vazifelerimizi en faideli şeylere hasretmesini bilirsek işte o vakit dünyaya aldananlar değil dünyadan istifade edenlerden oluruz ve dünyanın bize hizmet ettiğini görürüz.
Rasulü Ekrem salallahu aleyhi ve sellem buyurdular. (Râvi Ebu Zer r. anh'den)
- Mezarları ziyâret et ki, bu sâyede âhıreti hatırlarsın. Ölüleri yıka! Çünkü düşmüş olan bedenlerle uğraşmak insana öğüttür. Cenaze namazını kıl, belki o senin kalbine hüzün verir. Mahzun insanlar ise, Allah'ın himâyesindedir.
(İbn-i Ebi'd-Dünya'dan)
Hazret-i Ali radıyallahu anh buyurur:
- Ey Allah'ın kulları, ölüme dikkat ,ölüme dikkat... Ondan kurtuluş yokdur. Ona karşı çıkarsanız, sizi kıskıvrak yakalar... kaçsanız peşinizden kovalar. Ölüm sizin alınlarınıza bağlıdır. Acele edin... acele edin!
Semmakoğlu Muhammed kuddise sirruh mezara bakarak şöyle derdi:
- Bu mezarların sessizliği sizi aldatmasın.Orada pek çok gamlılar vardır.Onların müsavi görünüşleri sizi aldatmasın! Onlar arasında biri birinden çok farklı olanlar vardır.
İmam Gazalî kuddise sirruh buyurur:
- Ölüm büyük bir işdir. Büyük bir tehlikedir.İnsanlar bunu bilmiyorlar. Hatırlasalar da kalblerine fazla tesir etmiyor.. Çünkü kalbleri dünya meşgalesine öyle dalmışdır kı, kalblerinde başka bir şeye yer kalmamışdır.Bundan kurtuluş çaresi, bazen bir yere çekilmek ve bir saat kadar dünya meşgalesinden uzak durmakdır.
Zira Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi, âhıretde de yapayalnız, teker teker huzurumuza gelmişsinizdir. Size ihsan etdiğimiz şeyleri de sırtlarınızın arkasında bırakmışsınızdır. (En'am/94)