Rivâyet olunur ki, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, birgün güler yüzle ve sevinçli olduğu halde, meclise gelerek şöyle buyurdu:
- Cebrâil aleyhisselâm bana gelerek, "Ya Muhammed! ümmetinden sana bir salâvat getirene on salavât, bir selâm getirene de on selâm getirmeme razı olmaz mısın?" dedi işte benim neşeli oluşum bu sebebtendir. (Nesâî ve İbni Hibban]
Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh bildirir:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem odasına doğru gitti ve içeri girer girmez kıbleye karşı dönüp secdeye vardı. Secdeyi o kadar uzattı ki, Allah Teâla'nın, secdede rûhunu kabzettiğini zannettim. Hemen yanına yaklaşıp oturdum. Başını kaldırdı:
- Kimsin? dedi.
- Abdurrahman, dedim.
- Ne var?, dedi.
- Ya Resûlullah, öyle bir secde yaptınız ki, Allah Teâlâ'nın secdede ruhunuzu almış olmasından korktum, dedim. Buyurdular ki:
- Cebrâil aleyhisselâm bana gelerek, Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu müjdeledi: Kim sana salât-u selâm getirirse, ben ona rahmet ederim. Bunun üzerine ben de Allah Teâlâ'ya şükrane olarak secde ettim. (Müsned- Ahmed b. Hanbel)
Ebû Hureyre radıyallah anh rivâyet eder:
- Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem minbere çıktı, "âmin" dedi. Sonra bir basamak daha çıktı, âmin dedi. Sonra bir basamak daha çıktı, "âmin" dedi. Bunun üzerine Muaz, tekrar tekrar "âmin" demesinin sebebini Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den sordu.
"Cebrâil bana gelerek dedi ki: Yanında ismin zikredilip de sana salât ü selâm getirmeyen kimse bu halde iken ölürse cehenneme girsin, Allah onu rahmet ve mağrifiretinden uzaklaştırsın. "Âmin de", dedi. Ben de "âmin" dedim. Kim ramazan ayına ulaşır da, onun orucu-ibadeti kabul olmaz ve o kimse böyle iken ölürse, cehenneme girsin, Allah onu rahmet mağfiretinden uzaklaştırsın, dedi ve bana, "âmin de" dedi. Ben de "âmin" dedim. Kim annesine babasına veyahut bunlardan birine ulaşır da onlara bakmaz, böylece ölürse o kimse cehenneme girsin, Allah onu rahmet ve mağfiretinden uzaklaştırsın dedi. Bana da "âmin de" dedi. Ben de "âmin" dedim." (İmam Suyûtî, Menâhil 70)
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz- buyurdular:
"Ümmetimden bir kimse var ki, o sırat köprüsünün üzerinde yürürken bazan (ayakta) yürür. Bazen ayağı sürçüp yere kapanır. Bazen sürünerek yürür, bazen de emekleyerek yürür. Derken (onun vaktiyle) bana okuduğu salât ve selâmı yanına gelerek, elinden tutar ve onu Sırat köprüsünden geçirinceye kadar ona refâkat eder."
Diğer bir Hadis-i Şerifte:
"Ümmetimden bir zat mizan başında iken tartılan sevabı hafif vaziyette bulunduğu sırada birden bire Aziz ve Celil olan Allah tarafından yanına bir kağıt parçası gelir. O zat da onu açınca görür ki içinde bana okuduğu salât-ü selâm vardır. İşte bu salât ve selâmla onun mizandaki sevabı ağır gelir ve cennete girer."
Hasan bin Ali radıyallahu anhüma'dan rivâyet edilmiştir.
- Mescide girdiğin zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e, salât ü selâm getir. Çünkü Resûlullah:
- Benim kabrimi bayram (ziyaretliği) edinmeyin. Evlerinizi de kabristan yapmayın (hiç salâtü selâm getirmemekle). Nerede olursanız olun bana salât ü selâm getiriniz. Zira siz nerede olur iseniz olun, sizi salât ü selâmınız bana ulaşır" buyurmuşlardır.
İbni Şihâd (radıyallahu anh)dan rivayet edilmiştir.
Resûlullah'ın şöyle buyurduğu bize ulaştı:
- "Cuma gecesi ve cuma günü bana çok salât ü selâm getiriniz. Çünkü gece ile gündüz sizin salât ü selâmınızı bana ulaşdırırlar. Yer peygamberlerin cesetlerini çürütmez. Hiçbir müslüman yoktur ki, bana salât ü selâm getirsin de onu bir melek yüklenib ban ulaştırmasın ve o kimsenin ismini bana söylemesin. Hatta melek "falan şöyle şöyle diyor" der.