Rasülullah-sallallahu aleyhi ve sellem-buyurur:
- Allah kıyamet gününde hiç bir gölgenin bulunmadığı, ancak kendi gölgesinin bulunduğu günde, yedi zümreyi kendi gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan biri de, tenhalarda Allah'ı zikreden ve Allah korkusu sebebiyle gözlerinden yaş akıtandır.
- Rasulullah'ın Mirası
Bir gün Ebu Hüreyre -radıyallahu anh-çarşıya girer:
- Sizi burada görüyorum, halbuki Rasülullah'ın mirası mescidde taksim ediliyor, der.
Bunun üzerine halk çarşıda işini bırakarak hemen mescide koşar. Fakat ortada bir şey göremeyince, Ebu Hureyre'ye:
- Biz mescidde taksim edilen bir şey göremedik, derler. Ebu Hüreyre -radıyallahu anh- onlara:
- Ne gördünüz? diye sorar. Onlar da:
- Allah'ı zikreden bir topluluk gördük, derler. Bunun üzerine Ebu Hüreyre -radıyallahu anh-:
- İşte Rasûlullah'ın mirası budur, buyurur.
* * *
Allah Teala ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Onlar ayakta iken, otururlarken ve yanları üstüne yatarken Allah'ı zikrederler. (Al-i İmran: 191)
- Rabbını gönlünden, korkarak, içinden hafif bir sesle sabah akşam an (zikret), gafillerden olma." (A'raf: 805)
* * *
- Sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
- Gafiller arasında zikreden, kaçanlar arasında kahramanca harbeden gibidir.
* * *
Allah teala ve tekaddes hazretleri buyurur:
-"Rabbınıza gizli ve tevazu içinde tadarru ve niyazla dua edin!" (A'raf: 55)
- Mü'minlerin kalblerine Allah'ın zikriyle Allah korkusundan dolması zamanı gelmedi mi? (Hadid: 16)
Allah'ı Unutanlar Gibi Olmayın
Mahmud Sami -kuddise sirruh-
- Allah'ı devamlı anmak ise kalbi yumuşatarak, hassas hale getirecek tasfiye edecek en birinci şarttır. Çünkü Cehab-ı Hak: "Siz beni çok çok anın" buyurmuştur.
Zira az yapılan zikir kalbin yumuşamasına kafi gelmez. Kalb çok zikirle yumuşar. Hiç bir şey buna mani olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu zikr-i daimi ile tecelli eder, beden bununla nurlanır, temizlenir. Her uzvun kendi zikri vardır. Bunlar hepsi bedenin zikrini ve devamlı huzur kazandığı zaman insan vücudu artık toprağın içinde çürümekten kurtulur. Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde daima çok zikretmeyi emretmiştir. Zira Allah'ı unutan kimse kendi nefsini de unutur. Hem de kendisini de unutturur. Allah unutmaktan münezzehtir.
* * *
Yine Allah teala buyurur:
- Siz Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki, bu unutmaları onlara kendi nefislerini unutturmuştur. (Haşr: 19)
Kalbi zikirle meşgul etmeli, zikirle uyandırmağa, çalıştırmağa gayret etmelidir, iyi çalışıldığı takdirde zikir bütün letaiflere dağılır, nefse, sonra cesede.
Altı hususa dikkatli olmalı:
1. Akşam yemeklerini az yemek ve erken yatmak
2. Seherlerde kalkmaya azimli olmak,
3. Ders yaparken gönlü tam Allah'a bağlamak
4. Uykuyu, konuşmayı azaltıp, helale dikkatli olmak
5. Salihlerle, sadıklarla beraber olmak.
6. Gündüzleri de daima gönlü Cenab-ı Hakka bağlamak.
Allah'ı devamlı anmak, kalbi yumuşatmak ve tasfiye etmek için şarttır. Çünkü Cenab-ı Hak azze ve Celle hazretleri "Siz beni çok anın, çok çok anın" buyurmaktadır, insan ne kadar gönlünü zikre verirse o kadar çabuk terakki eder.
Hesab Gününde
Kadı Iyaz -rahimehullah- buyurdu:
- Zikir iki kısımdır, biri zikr-i kalbi, diğeri de zikr-i lisanîdir. Zikr-i kalbi de iki kısımdır. Birisi zikirlerin en yüksek ve alasıdır ki, Allah zülcelal hazretlerinin azamet ve celalini, ceberut ve meleküt ayatını tefekkürdür.
Kıyamet günü olub da, Cenab-ı Hak mahlükatını hesaba çektiği vakitte hafaza melekleri, kulun hesenat ve seyyiat defterlerini getirirler. Cenab-ı Hak buyurur ki, kulumun amalinden bir amel kaldı mı? Melekler de:
- Ya Rabb! Biz bir şey bırakmadık. Bildiğimiz şeyleri saydık ve yazdık.
O vakit Cenab-ı Hak ve tekaddes hazretleri buyurur ki:
- Benim yanımda kulumun bir hasenesi vardır. Ben o hasene ile o kuluma mükafat veririm. O da o kulumun hafî olarak zikridir ki meleklerimin işitmediği bir zikirdir.
* * *
Zünnün Mısrî -kuddise sirruh- buyurdu:
- Kalbin salahı için bir saat çalışmak, ins ile cinnin ibadetinden daha faziletlidir.
* * *
Sehi bin Abdullah Tusterî -kuddise sirruh- buyurur:
- Bir kalbde Cenab-ı Hak'dan başka ve Cenab-ı Hakkın sevmediği bir şey varsa öyle olan kalbe nurun girmesi haramdır.
Zikir veya Sohbet Toplantılarının Ehemmiyeti
Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem- buyurur: (Ebu Hüreyre'den)
- Nerde bir cemaat toplanır, ve Allah'ı zikrederlerse, melaikeler onları kuşatır. Etraflarında döner, ilahî rahmet onları kaplar ve Allahü teala kendi katında onlara onları anlatır. (Müslim)
* * *
Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem- buyurdular:
- Yalnız Allah rızası için toplanıp zikrullah edenlere, göklerden bir münadî şöyle der, seslenir: Yerinizden mağfiret edildiğiniz halde kalkınız, muhakkak günahlarınızı sevaba çevirdim. (Ahmed, Enes r.anh'den)
* * *
Davud -aleyhisselam- münacaatında:
- İlahî! Seni hatırlayıp zikredenlerin meclisinden geçip, gafillerin meclisine gitmekde olduğumu gördüğün vakit, oraya gitmekten ayaklarımı kır.
Zira senin böyle yapman, bana bir lütufdur.
- Salihlerin meclisinde bir kere bulunmak, bir milyon kere kötü meclislerde bulunmanın hatalarını bağışlar. (Ebu Mansur Deylemî)
Keşfi açık Adil Bey isminde bir zat Muhterem Üstaz hazretlerinin gençlik zamanlarında, kendisine şöyle tavsiyede bulunur:
- Evladım kalbini iyi muhafaza et, kalb daima tekallüb eden bir nesnedir, yani manevi şekil değiştirir.
Ayasofya camiinde mevlid-i şerif okundu, Kur'an-ı Kerim tilavet edildi. En ufak lüzumsuz sözler konuşulmadı. Cami dönüşünde letaiflerimin çalışmaz hale geldiğine şahid oldum. Bu hal üç gün kadar devam etti.
Sebebini araştırdım, Sadrı kasvetli bir kimse ile karşı karşıya oturmuştum. Hiç farkına varmadan onun kasvetli hali kalbime in'ikas etmişti: Bu yüzden hayli sıkıntı çektim.
Bu bakımdan çok dikkatli olmalısın, dünyayı seven gafillerle mümkün olduğu kadar ihtilat etmemeğe dikkat et. İş icabı görüştüğünde, işini bitirir bitirmez hemen uzaklaş, demiştir.
Bunun da çaresi iyi, itikadı sağlam, her hususta güvenilir, sadıklarla salihlerle beraber olmaktır. Çok sevdiğimiz iyi bir insanın kötülerle ülfet edip onların toplantılarına gittiklerine üzülüyoruz. Çünkü insanoğlu kimle ülfet ederse onun halini giyer amma kendisi farkına varamaz.
Çok kötü ayyaş bir insan bilirim, mazisi çok karanlıktı, her türlü menhiyata tevessül etmişti. Zaman geldi. Hatalarını anladı, tövbe etti. Hak celle ve ala hazretlerinin rızasını kazanmak niyetiyle iyilerle ülfet etti. Evvelki o kötü hali, gıpta edilecek çok güzel hale tebeddül etti, hatta zakirlerden oldu.
* * *
Süfyan bin Uyeyne -rahimehullah-buyurur:
- İnsanlar bir araya toplanıp Allah'ı zikrettikleri zaman, şeytan ve dünya oradan uzaklaşır. Şeytan Dünyaya: Bunların ne yaptıklarını görüyor musun? Der.
Dünya: İlişme, onlar ayrıldıktan sonra, ben onları teker teker boyunlarından yakalar ve sana teslim ederim, der."
Ebu Hüreyre -radıyalllah anh- buyurur:
- Yer halkı, gökte yıldızları parlak olarak gördükleri gibi, gök halkı da yeryüzünde zikrullah olan evleri böyle parlak olarak görürler."
Cüneyd-i Bağdadî hazretlerine on altı alim gelmiş ve"bizi irşad et" demişler. Her birini bir odaya yerleştirmiş. Zikir ve ibadetle bir hafta uğraşmışlar, yanına çağırmış: Kalbinizde ne buldunuz? diye sormuş. "Dünya sevgisi" diye cevap vermişler. Bir hafta daha devam, ettirmiş, yine sormuş: "Ahiret sevgisi" diye cevap vermişler. Bunu da atın yine devam edin, demiş. Bir hafta daha devam etmişler. Yine sormuş: Kalbinizde ne buldunuz? Enaniyet (Benlik sevgisi) diye cevap vermişler. "Varlığınızı da terkederek devam edin" demiş. Bir hafta sonra "kalbinizde ne buldunuz" diye sormuş. "Allah sevgisinden başka bir şey yok" cevabını vermişler. Cüneyd Hazretleri de "Muradınıza erdiniz. Böyle devam edin," demiş ve onları yolcu etmiştir.
Bu kıssada Allah'a vasıl olmak isteyenlerin tam ihlas üzere hulüs-i kalb ile zikrullaha devam etmelerine işaret vardır.
Zamanımızda Zikrullaha devam etmek için tenhalara çekilmeye (Elhamdülillah) ihtiyaç yokdur. Dünya meşgalesi mani değildir, yeter ki gönlümüzü Rabbü'l-alemîn hazretlerine bağlamasını bilelim, nispetimizi, bağlılığımızı, kavileştirip havatıra yer vermemeğe gayret edelim.
* * *
Mevlana Camî hazretleri buyurdular:
- Huzur ve afiyet, ayağını bir beze sarıp bir köşede oturmak değildir. Afiyet kendinden kurtulmaktır. Kurtul da ondan sonra dilersen bir köşede otur, dilersen halk içine karış!
Bir din büyüğü Hoca Ali Ramitenî -kuddise sirruh-'a soruyor:
- Allah'ı çok çok zikrediniz!" Emrinin belirtildiği zikir, lisan zikri midir? Gönül zikri mi?
Buyuruyorlar:
- Başta olan dil, sonda olan gönül zikridir. Başta olan tekellüf ve zahmetle canından sarf eder; fakat sonda olan, zikir gönlüne işlediği için bütün uzuvları ve zerreleriyle denizin hakikatına ve çok zikretmek sırrına erişmiştir. Böylesinin bir günlük karı, başkalarının bir yıllık kazancına eşittir.
* * *
Hoca Alaeddin -kuddise sirruh- buyurur:
- Kendimi bildim bileli, bir serçe kuşunun başını suya sokup çıkaracağı zaman içinde bile bana uykuda veya uyanıklıkta gaflet yol bulamamıştır.
- Gönlünü Allah'a vermiş olanın zikre ihtiyacı yoktur. Zira zikirden gaye bu nisbetin meydana gelmesi ve gizli muhabbetin ortaya çıkmasıdır.
Dava, harflerden, (ha) ve (hu) lardan kurtularak yarı anmaktır.
- Zikir bir kazmadır ki, onunla gönüldeki yabancı duygu dikenleri temizlenir. Yine zikir hakkında:
- Öyle zikret ki, seni kaplayan istiğrak içinde ruhuna ne cennet arzusu uğrasın, ne de cehennem korkusu düşsün!... Uyku ile uyanıklık, nazarında ayırt edilemez olsun. Ve Şeytan kalb kapısını kendisine kapatılmış bulsun!
* * *
Mevlana Sadeddin Kaşgarî -kuddise sirruh-buyurur:
- Allah ile meşgul olmak alemde her şeyden kolaydır. Zira insanlar, mevcutlar arasında bir şey bulmak istediler mi? evvela onu isterler, sonra da bulurlar. Allah'ı ise evvela bulurlar, sonra isterler. Eğer bulmasalardı nasıl isteyebilirlerdi.
* * *
Ebü'l-Mevahib -kuddise sirruh- buyurur:
- Bazı zatlar, zikir üzerinde, ihtilafa düştüler, bunun üzerine ki acaba hangisi daha faziletlidir? Açıkdan yapılan zikir mi? yoksa gizli yapılan zikir mi? Bu hususta benim fikrim sorulursa şöyle derim: Henüz bu yola ilk giren, kasvete mağlup olan için, cehren yani açıktan yapılan zikir daha faziletlidir. Ama cem haline geçmiş;beraberlik alemine varmış olan için, gizli, sessiz zikir daha faidelidir.