Tefekkür-i Mevt

Tefekkür-i Mevt

Tefekkür-i mevte devam etmek pek mühim ibadetlerdendir. Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır. Dünyanın değer verilmeyecek bir mekan olduğunu yakînen bilir.

Hiç bir gün yoktur ki, bir ahbabımızın veya tanıdığımızın ölümünü, ahirete intikal etdiğini duymuş olmayalım.

Omsuzumuzda cenazeleri kabristana götürmemize rağmen kendimiz için bir ibret dersi alıb mütenebbih olabiliyor muyuz? Bu bizim basiret gözümüzü açıb da, Allahü tealanın rızası yolunda, ahiret için hazırlıklı ol-mamıza sebeb teşkil ediyor mu? Aynı ölümü kendimizin de tadacağımızı unutuyor muyuz?

Basiret sahihleri için cenaze bir ibret levhasıdır. Ne yazık ki insan oğlu gafildir. Kendisinin fanî olduğunu bildiği halde, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi var kuvvetiyle dünyaya çalışır. Ne kadar kaçınırsa kaçınsın akıbet kara toprağa gömülecektir.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem-Efendimiz, ashabı kiram hazeratına hitaben:

"Doğru söyleyin, bizim üzerimize bu ölümü yazmadılar mı, doğru söyleyin! Götürülen bu cenazeler, çabuk dönen misafirler midir? Onları toprağa koyarız, miraslarım yeriz, kendimizin onlar gibi olacağımızı hatırımıza getirmeyiz".

Tefekkür-i. mevte devam etmek pek mühim ibadetlerdendir. Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır. Daimi olarak tefekkür eden, dünyanın, değer verilmeyecek bir mekan olduğunu yakînen bilir. Bu bilgi kendisinden hasıl olunca, dünyaya değeri kadar önem verir. Asıl çaba ve gayretin! ahiret hazırlığına hasreder. Fani dünyamızda, kısa bir müddete sıkışan istikbalimiz için her türlü zahmetlere katlanarak, hazırlık yapıyor isek daimi bir hayatımız için niçin elimizden gelen gayreti sarfetmiyelim. Bakî'yi, faniye tercih etmeliyiz.

Bu sözlerimizden dünyayı terk manası anlaşılmamalıdır. Bir mü'min hiç ölmeyecek-niş gibi dünyaya çalışacak, yarın ölecekmiş îibi ahirete hazırlanmış olacakdır. Kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi, ihlas île, Allahü tealanın rızasını celb için yapılan ibadetler , içilmeli hizmetler ve hayratlar ahiret hazırlıklarındandır.

Dünya, her ne kadar zemmedilmiş ise, ahretin tarlası mesabesinde olduğu için, vazifelerimizi en faideli şeylere hasretmesini bilirsek, işte o vakit dünyaya aldananlar de-^il dünyadan istifade edenlerden oluruz ve dünyanın bize hizmet ettiğini görürüz.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular. (Ravî Ebu Zer r.anh'den)

Mezarları ziyaret et ki, bu sayede ahırei hatırlarsın. Ölüleri yıkal Çünkü düşmüş )lan bedenlerle uğraşmak insana öğüttür. cenaze namazım kıl, belki o senin kalbine lüzün verir. Mahzun insanlar ise, Allah'ın

ümayesindedir. (îbn Edi'd-Dünya'dan)

Gene buyurdular: (Hazret-i Aişe radiyalla-hu anha'dan):

Kim bir kardeşinin mezarım ziyaret eder /e onun basında oturur ise, ölü onunla ünsiyet eder. Kalkıncaya kadar onu dinler, kalçınca onu uğurlar, (îbni Abdülberr)

(îbn-1 Melik'den, îbn-i Abbas'dan)

Ölülerinizi ziyaret edin ve onlara selam rerm. Zira sizin için onlardan ders almak cardır, (îbni Ebi'd-Dünya)

Hazret-i Aişe radıyallahu anha'dan:

Ölülerinizi ancak iyilikle yad ediniz! Şared onlar cennetlik ise, onlar hakkında kötü söylemekle günahkar olursunuz. cehennemlik iseler, zaten bulundukları hal kendilerine yeter, (îbni Ebi'd-Dünya)

Bir adamı övdünüz, cennete girmeği hakketti. Ötekini de yerdiniz. O da cehennemi hakketti. Zira yer yüzünde Allah'ın şahitlerisi. (Buharî, Müslim)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh:

Bir adam ölür, Allahü teala onun kötü kimse olduğunu bildiği halde cemaat hep 'nün iyiliğine şahadet eder ise Allahü teala buyurur: "Ey meleklerim şahid olun; Ben kullarımın bu kulum hakkındaki şahadetlerini kabul etdim ve onun hakkında kendi bildiklerimden vaz geçdim" buyurur. (Ahmed 3asralı)

Sizden biriniz öldüğü vakit; varacağı yer, akşam sabah kendisine gösterilir. Cennetlik ise, cennetdeki yeri, cehennemlik ise, cehennemdeki yeri gösterilir, ve "îşte kıyamet günü dirilip gideceğin yer burasıdır" denir. (îbn-1 Ebi'd-Dünya)

Ölü mezarında oturur, kendisini defnedip dağılanların ayak seslerim bile duyar. Kendisiyle, yalnız mezarı konuşur ve der ki "ey ademoğlu yazıklar olsun sana, benimle seni hiç korkutan olmadı mı? Benim darlığımı, benim koktuğumu, kurt, böcek ve şiddet yeri olduğumu sana anlatan olmadı mı? Benim için ne hazırladın? (îbni Ebi'd-Dünya)

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyurur:

"Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse, içinden çıkamayacak bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç?" (el-En'am/183)

"Andolsun ki sizi ilk defa yaratdığımız gibi, ahiretde de yapayalnız, teker teker hu-zurumuza gelmişsinizdir. Size ihsan etdiğimiz şeyleri de sırtlarınızın arkasından bırakmışsınız dır." (el-En'am/94)

Ebu Bekir Siddîk radıyallahu anh'ın, son hastalığında, Selman-ı Farisî radıyallahu anh kendisinden nasihat istediğinde şöyle buyurdu:

"Allahü teala size fethetdirecek kapularını açacakdır. Siz ihtiyacınızdan fazlasını al-mayınız. Bilmiş ol ki, sabah namızını kılan kimse, Allah'ın himayesindedir. Allah'ın hakkını küçümseme, zira seni suç üstü cehenneme atar."

Ömer b. Abdülaziz; ölüm yatağına yatınca ağlamaya başladı. Etrafındakiler:

"Senin için ağlanacak ne var? Allahü teala seninle beraber nice sünnetleri ihya etmişdir. Adaletin ise son haddine yükselmiştir," dediler.

O ağlamasına devam ederek dedi ki:

"Değil mi Allahü tealanın huzurunda bütün bu milletin hesabım vermek için durdurulacağım. Hepsi hakkında adil davranabildiğimden emin değilim. Yaptığım kusurlar da ayrı. Elbette bunlardan dolayı korkar ve ağlarım." deyerek ağlamasına devam etti, az sonra da vefat etti.

Ebû Süleyman ed-Daranî ölüm döşeğine yattığı vakit ziyaretine gelenler ona:

"Sana müjdeler olsun ki, mağfireti çok, merhameti bol olan Allah'a gidiyorsun," dediler. Cevaben:

"öyle demeyiniz! iğneden ipliğe her şeyin hesabım görüb, kusurlarından dolayı, seni azab edecek olan Allah'ın huzuruna gidiyorsun, deyiniz," demiştir.

Ölüm döşeğinde yatan Kettanî kuddise sirruh'a:

"Ne gibi amelin var," diye sorduklarında:

"Ölümüm yakın olmasa size amelimden bahsetmezdim. Madem ki ölmek üzereyim, söyleyeyim. Tam kırk yıl kalbimin kapusunu bekledim. Ne zaman Allah'dan başka bir şey kalbime girmek istedi ise onu hemen kovdum," demiştir.

Hairet-i Ali -radıyallahu anh- buyurur:

"Ey Allah'ın kulları, ölüme dikkat, ölüme dikkat... Ondan kurtuluş yokdur. Ona karşı çıkarsanız, sizi kıskıvrak yakalar... kaçsanız peşinizden kovalar. Ölüm sizin alınlarınıza bağlıdır. Acele edin... acele edin! Ölüme çabuk hazırlanın. Zira arkanızda size talib olan haris birisi, vardır. O, kabirdir. Kabir: ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. Haberiniz olsun! O her gün üç defa nida ederek der ki:

"Ben zulmet eviyim! Ben vahşet eviyim! Ben böcek... kurt-haşerat eviyim...

Ey Allah'ın kulları, bu günün arkasın-da, ondan daha sıkıntılı bir gün vardır. Bu, öyle bir gündür ki onda, gençler ihtiyarlayıverir. Büyükler sarhoş hale gelir. O günde emzikli bir kadın, kendi basının derdiyle, emzirdiğim unutur. O günde hamile bir kadın çocuğunu düşürür, insanlar sarhoş olmuş görünürler, halbuki onlar sarhoş olmuş değildirler. Fakat Allah'ın azabı pek çetindir.

Uyanın ey insanlar! Bu gün ertesinde de ateş vardır. Onun harareti pek şiddetli, derinliği çok büyüktür. Zîneti demir, suyu irindir. O günde Allah'ın rahmeti yokdur."

Hazret-1 All-keremellahü veçhe- hazretleri bunları anlatırken yanında, kendisinl dinleyen müslümanlar, için için ağladılar. Daha sonra buyurdu ki:

"Bu günün ertesinde de, müminler için cennet vardır. Onun genişliği göklerle, yer kadardır. Ve takva sahibleri için hazırlanmıştır. Allah, bizi de, sizi de acıklı azabdan muhafaza etsin! Bize de, sizlere de cenneti nasîb etsin!"

Bir defa Osman İbni Aftan bir kabrin basında durdu ve ağladı. Yanındakiler kendi-sine dediler ki:

"Sen cenneti, cehennemi hatırladığında ağlamıyorsun da bu kabri görünce niçin ağlıyorsun?' '

Osman Zinnureyn radıyallahu anh, cevaben:

"Kabir ahret yolculuğun daki konakların ilkidir. Eğer kişi bu ilk konakta paçayı kurtarabilir ise ondan sonrası daha kolaydır. Eğer orada paçayı kurtaramaz ise ondan sonrası daha zordur."

Semmak oğlu Muhammed -kuddise sirruh-mezara bakarak şöyle derdi:

"Bu mezarların sessizliği sizi aldatmasın. Orada pek çok gamlılar vardır. Onların müsavi görünüşleri sizi aldatmasın! Onlar, arasında biri birinden çok farklı olanlar vardır."

İmam Gazalî-kuddise sirruh- buyurur:

"Ölüm büyük bir işdir. Büyük bir tehlikedir. insanlar bunu bilmiyorlar. Hatırlasalar da kalblerine fazla tesir etmiyor. Çünkü kalbleri dünya meşgalesine öyle dalmışdir ki, kalblerinde başka bir şeye yer kalmamıştır. Bundan kurtuluş çaresi, bazen bir yere çekilmek ve bir saat kadar dünya meşgalesin-den uzak tutmakdır."

Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse, başkalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez. Basının çaresine bakar. Önceden tedbir alır. îşte tenha bir yerde oturub kendi kendine demelidir ki:

Ölüm yaklaşdi. Belki bugün gelir. Eğer sana bilmediğin karanlık bir mağaraya gir deseler "îçerisinde kuyu var mı? Yoksa zehirli veya yırtıcı hayvana rastlar mıyım? Veya ne var, ne yok bilmiyorum" deyerek, dizlerini-zin bağı çözülür, ölümden sonraki işin, mezardaki korkulu halinin bundan aşağı olmadığı gün gibi meydandadır. Bunu düşünmemek ne biçim bir cesarettir. Bunun en güzel çaresi, ölen arkadaşlarına bakmak, onları düşünmektir. Onları hatırlayıp dünyada her birinin mevkl'ini, zenginliğini, işlerini, sıkıntılarım, neş'elerini, dünyada neye kavuştuklarını, ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedikleri bir zamanda, ahret için ellerinde hiç azık yok iken, ölümün ansızın gelip onları götürdüğünü, düşün! Şimdi mezardaki hallerinin nasıl olduğunu, azalarının biri birinden nasıl ayrıldığım, etlerini, derilerim, gözlerini ve dillerini, böceklerin, kurtların nasıl yediğini, onlar bu halde iken varislerinin mallarım taksim edip, rahat rahat yediğini göz önüne getir. Sonra teker teker bütün arkadaşlarım düşün.

Gülmekden, gafletden ve onların gece gündüz meşgul oldukları faldesiz işlerinden vazgeç, sen de onlar gibisin. Halbuki onların senden önce gitmesiyle sana ibret alıp kurtulmak seadeti verildi. (Ne mutlu o kimseye ki bir başkasını ona nasîhate gönderdiler) buyurulmuşdur.

Bir gün gellb de kendllerinin de tabuta gl-rlb taşınacaklarım hesaba katmazlar. Bunu düşünseler de çok daha sonra olacağım sanırlar. Tabutlarda taşınan ahbablarımn da, hayatda iken ayni görüş ve düşüncede olduklarım hesaba katmazlar. Halbuki onların da bu zanları boşa çıktı. Bir tabutun geçtiğini gören kimseye yaraşan, tabut içerisinde kendisini farz etmesidir. Çünkü mutlak surette kendisi de oradan geçecektir.

Abdülkadir Gaylani-kuddise sirruh-buyurur:

"Ey ahalî! Yakında hepiniz öleceksiniz. ölünce, peşinizden size ağlanmadan önce, siz kendinize, kendi hallnize ağlayımz! Akıbeti belirsiz bir çok günahlarınız var. Bunlar afvedilir mi? Yoksa cezalarınızı çeker misiniz? Kalbleriniz dünya sevgisi ve dünya hırsı île dolu. Onları, haramları ve kötülükleri terk ederek ve Allahü tealaya yönelmek suretiyle tedavi ediniz."

Daimî olarak tefekkürü mevtle meşgul olanların, kalblerinden aşın ölüm korkuşu ve dünya muhabbeti çıkar. Onun yerine Cenab-ı Hakka yakınlık duygusu belirir, îbadetlerine büyük bir îtina gösterirler. Bu suretle ölüme hazırlanmış olurlar.

Gene buyuruyor:

"Uzun emelleri kısalt, hırsım azalt. Her namazı veda namazı olarak kıl! Sanki bir dahaki namaz vaktine çıkamayacakmış şekilde kıl!-Yazılmış vasıyyeti, yastığının altında, hazır olmadıkça uyumak, bir mü'mine yakışmaz. Eğer Allahü teala ve tekaddes hazretleri ona afiyet içinde uykudan kalkmağı nasîb ederse ne a'la, ne mübarek, aksi halde aile efradı vasiyyetini bulur. Ölümünden sonra ne yapacakları ve nasıl hareket edecekleri hususunda ondan faydalanırlar, kendisine rahmetler okurlar.

Yeyip, içmen veda yeyip içmesi olsun! Aile efradının arasındaki bulunuşun veda bulunuşu olsun! Mü'min kardeşlerinle buluşman veda buluşması olsun! Kalbine, hep emanet, eğreti olduğunu, ve dalma veda etme halinde bulunduğunu iyice hakket, iyice çak. Kaderi başkalarının elinde bulunan bir kimse nasıl emanet ve veda halinde olmasın? Zîra yarın ne olacağım, İşlerinin nereye varacağım, kaderinin kendisine neler getireceğini bilmemektedir."

Gene buyuruyor:

"Ölümü hatırlamak, kalbini temizler. Seni, dünyaya ve insanlara bağlanma felaketin-den kurtarır, yalnız Allah sevgisine bağlar, kalbinden perdeyi kaldırır. Neticede görürsün ki insanlar da, diğer varlıklarda fanidir, yok olmağa mahkumdur, acizdir, ne zararları vardır ne de faydaları!..."

Ali kerremellahu vecheh hazretleri buyurur: (îbn-i Asakir'den)

"Ey Allah'ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Önüne dursanız yakalar, kaçarsanız yetişir. Kurtuluş yoluna koşunuz, acele ediniz! Acele ediniz. Arkanızda, sizi hemen isteyen bir kabir vardır. Onun sıkmasından, karanlığından ve yalnızhğından korununuz."

Eşref Rumî-kuddise sirruh- buyurur:

Herkesin ecel denilen, öleceği bir vakti vardır ve o vakit saat geldi mi, ölüm ne bir an gecikir ve ne de bir an önce olur. Yani Azrail aleyhisselam vazifesini tam zamanında ifa eder. O halde yapacağın hayırları, yapacağın ibadetleri bir an evvel yapmağa gayretli ol. Bugün yahut yarın yaparım deye oyalanma.

Bir de ölmeden evvel ölenler, yani ölmeden bu dünya nîmetlerinden ve dünya zevklerin-den el çekerek, kendilerim ibadete verenler vardır. Onlar kendilerim toprak telakki etmişlerdir. Onlar, fukara-i sabirin denilen bahtiyarlardır.

Şöyle bir düşünsen, anan gitti, baban gitti, oğlun, kızın gitti, kardeşlerin, komşuların gitti. Eşden, dostdan, ahbabdan niceleri gitti. Senden önce gelenler gitti, senden sonra gelenler gitti. Bu demekdir ki sen de elbette gideceksin. O halde bu fanî, muvakkat dünyaya, gitmeyecekmiş gibi bağlanmanın makul tarafı var mıdır? Lüzumlu olan, bu dünyada ahret hazırlığı yapmakdır.

Ölüm ile kıyamet birbirleri ile alakalı olduklarından, ölümü hatırlarken biraz da kıyametten bahsetmek isabetli olacakdır. Kıyametin başlangıcı israfil aleyhisselamın sür'unu üfürmesi ile bütün ölülerin dirilmesidir. Sür'un üfürülmesi ile daha evvel yaşamış sonra ölmüş olan ölüleri dirilecekdir ve mahşer yerinde daha önce kendileri için tesbit edilen yere geleceklerdir.

Babia'yı Adviyye-kuddise sirruha-, Süfyan-ı Sevri kuddise sirruh'a şöyle demişdir:

"Senin ömrün ancak sayılı günlerden ibaretdir. Bir gün geçince senin ömrünün bir kısmı gider. Ömrünün bir kısmı gidince, yakında tamamı gidecekdir. Sen bilgili insansın, amel işle, düşün. Dinarım, dirhemim gitti, malım makamım zayi' oldu deme. Bilakis günüm gitdl, ne yapdim- Zira bir günle, ömür biter," de.

Abid bir zat, ölüm gelince şöyle demiştir:

"Hüzünler yurdu olan dünyadan ayrıla-cağıma üzülmüyorum. Ancak uyuduğum bir gece, oruç tutmayarak geçirdiğim gün ve Allah'ın zirinden gafil olarak geride bıraktığım bir saat varsa onlara üzülüyorum."

Ala b. ziyad-rahmetullahi aleyh- şöyle demişdir:

Dünya günlerinden her biri muhakkak gelir, konuşur ve şöyle der. "Ey insanlar! Şüphesiz ki ben yeni bir günüm. Bende işlenen amellere şahitlik edeceğim. Güneşin bat-tığında, kıyamete kadar size dönmeyeceğim."

"İnsanların en hayırlısı kimdir? Ey Allah'ın Resulü?" sualine Resulü Ekrem sallalla-hü aleyhi ve sellem:

"Ömrü uzun, ameli güzel olandır." "insanların en şerlileri kimdir," sualine de:

"Ömrü uzun, ameli kötü, şerrinden korkulan ve hayrı umulmayan kimsedir," buyurmuşlardır.

Ebu'd-Derda-radıyallahu anh- dan rivayet edildiğine göre şöyle demiş dir:

"Güneş doğan her gün, iki melek nida ederler, îns ve Cin'den başka yer yüzünde bulunan bütün canlılara duyururlar ve şöyle derler." Ey insanlar Rabbınıza yöneliniz, az olup kafi gelen, çok olup meşgul edenden daha hayırlıdır. Güneş batan her gün yine iki melek nida eder. Yeryüzünde ins ve cin dahil bütün canlılara duyururlar; Allah'ım, başkalarına, malım harcayarak yardım ede-ne derhal karşılığım ver, harcamyamayıp cimrilik yapanın, malım da helak et."

Kula gereken bu dünya hayatım bir ganimet bilip, ibadet, taat, güzel ahlak gibi vesilelerle Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmağa say u gayret etmekdir.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz bir mescide teşriflerinde bir topluluğun, konuşup, gülüşdüklerini gördü, ve onlara hitaben buyurdular ki:

"Ölümü unutmayın, ölümü hatırlayın, varlığım kudret elinde olan Allah'a yeminle söylerim ki, eğer benim bildiğim! bilseydiniz az güler, çok ağlardınız."

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve selleme bir adamı medh ü senada bulunmuşlardı. Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:

"Arkadaşınız ölümü anar mı?" buyurdu.

Onu medh edenlerin:

"Biz onun hiç ölümü andığım işitmedik" demeleri üzerine Sevgili Peygamberimiz:

"Sizin arkadaşınız övdüğünüz gibi değil," buyurur.

İbn-i Ömer-radıyallahu anh- anlatır:

"Bir gün ben de içlerinde olduğum halde on kişi Resülullaha gelmiştik. Ensardan birisi dedi ki:

"Ey Allah'ın Resulü insanların en ferasetlisi ve şereflisi kimdir?"

Buyurdular ki:

"Ölümü en çok ananlar, ölüm için en çok hazırlananlar.

İşte ferasetliler ve şerefliler bunlardır. Bunlar dünyada ahret kerametini kazanmış olarak geçerler."

Ata Horasanî anlatır:

"Bir gün Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir topluluğa uğradı. Bulunanlar kahkahalarla gülüyorlardı. Resülullah sallallahü aleyhi ve sellem:

"Zevk ve eğlence arzularım giderecek şeyi anarak meclisinizi kokulandırınız", buyurdular.

Meclisdekiler sordular:

"Zevk ve eğlence arzularım giderecek şey nedir?" Buyurdular ki:

"Ölüm."

Daimi olarak tefekkürü mevtle meşgul olanların, kalblerinden aşırı ölüm korkuşu ve dünya muhabbeti çıkar. Onun yerine Cenab-ı Hakka yakınlık duygusu belirir, İbadetlerine büyük bir itina gösterirler. Bu suretle ölüme hazırlanmış olurlar. Hatta sabırsızlıkla ölümü bekleyenler olduğu söylenir.