Teslimiyet Tam Bir Huzur Verir

Teslimiyet Tam Bir Huzur Verir

Her İşde Allah Teala'nın Rızasını İstemek

Meşhur bir hikaye vardır. Dervişin biri rüyasında Şeyhinin cehennemlik olduğunu görmüş, çok üzülmüş. Ne yapsın bir türlü karara varamamış, tereddüd içinde kalmış. Söyleyeyim mi, yoksa söylemeyeyim mi? En sonunda kararını vererek, cesaret edip şeyhinin huzuruna varmış, görmüş olduğu rüyayı kederli ve neş'esiz bir halde anlatmış.

Şeyhi dikkatlice dinledikten sonra, fazla teessüre kapılmaksızın "Evladım, müracaat edecek başka bir kapı mı var ki?" diyerek, namaza durmuş, tadili erkan üzere, büyük bir huşu içinde, uzun müddet namazına devam etmiş. Aradan hayli zaman geçdikten sonra, aynı derviş bu sefer şeyhini Firdevs Cennetinde bin bir türlü nimetler içinde olduğunu görmüş. Bu sefer pek ziyade memnun ve mesrur olarak tekrar gelip şeyhine bu sürurlu müjdeyi büyük bir neş'e içinde vermiş. Bu sefer maneviyatlı şeyhi hiç itidalini bozmadan evvelki ayni cümleyi tekrar etmiş. "Evladım müracaat edecek başka bir kapı mı var ki?" diyerek ayni minval üzere büyük bir hulusu kalb ile ibadetlerine devam etmiş.

Bu hikaye Hak yolunda yürüyenlerin derecelerini ölçecek pek ehemmiyetli bir kıssadır. Yüksek durumda bulunan Hak aşıkları yapmakda oldukları ibadetleri Hakkın emrini yerine getirmek ve yalnız rızasım kazanmak için yaparlar. Başka hiç bir karşılık beklemezler. (Ne cennet arzusu ve ne de cehennem korkusu) Yapdıkları bu iyi ameller gözlerine asla çok görünmez, işte bu ariflerin ve aşıkların durumudur.

Alaeddin Attar-kuddise sirruhuHazretleri buyurur:

Müslümanlık teslim olma işidir. Teslim olmuş bir müslüman boynuna İblis gibi bir lanet halkası geçirilse, Allah'ın kendine layık gördüğü şeyden, imanından nasıl razı ise öylece razıdır. Sadık kul Hakkın kazasından razıdır. Kendi fiilinden değil.

Birgün Zünnun Mısrî -kuddise sirruh aglardı, yaranları sebebini sordular. Dedi ki: Bu gece düşümde Tanrıyı gördüm.

Ya Zünnun halkı yarattım, on bölük oldular. Dünyayı bunlara gösterdim. Dokuz bölüğü dünyayı istediler. Bir bölüğü daha on bölük oldular, cenneti bunlara arzeyledim dokuz bölüğü cenneti istediler ve bununla müteselli oldular. Onlar dahi on bölük oldu. Bunlara cehennemi gösterdim korkdular, dağıldılar. Bir bölük kaldı. Bu bir bölük ne dünyaya ne de cennete aldandılar, ne de cehennemden sakındılar.

Ben dedim ey kullarım ne dilersiniz? Cümlesi bizim dileğimizi sen bilirsin! dediler. Yani Cenabı Hakk'ın rızasını istediler.

Ya Rab! Biz acizlerin her hatt u hareketimizi, gerek ihlasımızı ve kalbi bağlılıklarımızı, gerekse işlemekde olduğumuz fiillerimizi ve amellerimizi rızana muvafık eyle. Dar görüşlülerden eyleme.

Daimi yolumuzu Kur'anı Kerim ahkamına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin sünneti seniyyesine mutabık eyle. Amin.

Yahya bin Muaz -kuddıse sirruh, müşahedesini şöyle anlatıyor:

"Beyazıd Bestamî yatsı namazından sonra fecrin doğuşuna kadar ayakları üzerinde başı göğsüne dayalı olarak ubudiyet makamında duruyordu. Seher zamanı secdeye vardı. Sonra başını kaldırdı. Allah teala ve tekaddes hazretlerine karşı şöyle niyazlarda bulunmaya başladı:

İlahî! bir kavim Senden dilediler. Su üzerinde ve havada yürümeyi verdin. Buna razı oldular. Ben bundan Sana sığınırım. Bir kavim Senden az bir zaman içinde çok büyük mesafelerin aşılmasını istediler (Tayyı Mekan olmadığı) verdin, razı oldular. Ben bundan gene Sana sığınırım. Ve bir kavim yerin hazinelerim istediler verdin. Ben yine Sana sığınırım. Bir kavim kulun Hızır'ı istediler verdin, deyerek evliyanın kerametlerinden yırmisekizini saydı. Sonra döndü beni gördü. Yahya! deyince "Buyurun" dedim. "Ne zamandan beri buradasın?" dedi. "Deminden beri" dedim. Sükut etti. "Bir şey söylemez misiniz?" dedim. "Sana yanyacak bir şey söyleyeyim" dedi, ve şunları anlattı:

"Allah Teala beni aşağı aleme indirdi. Aşağı meleküt içinde beni dolaştırdı. Yerin tabakalarını ve bunların altını gösterdi. Sonra beni yüksek aleme geçirdi ve semavatı gezdirdi. Cennetlerde olanı arşa kadar gösterdi. Sonra beni önünde durdurdu. Aşağı ve yukarı alemlerde ne gördün ise söyle bunları sana bağışlayayım" dedi.

"Hoşuma gidecek bir şey görmedim ki Senden dileyeyim," dedim.

Sen Benim hakkıyla kulumsun, doğrulukla bana taparsın, dedi.

Yukarıda menkıbelerini okuduğumuz bu üç gönül sultanından birincisi Hak teala ve tekaddes hazretlerine tam kemaliyle teslim olmuş, en kötü haberle manevî en sevindirici haber nazarında, aynı renge boyanmış tam teslim ehli bir Allah dostu.

İkinci menkıbede dahi Zünnun Mısrîkuddise sirruh hazretleri vasıtasıyle Allah tealanın has kullarının kimler olduğunun işaretini öğrenmiş oluyoruz.

Üçüncü menkıbede Beyazıd Bestamîkuddise sirruh hazretlerine arştan ferşe kadar her şey gösterilmiş hatta kendisine ayrıca yirmi sekiz kadar keramet teklif edilmesine rağmen o bunlardan hiç birisine itibar etmemiş, yalnız Hakkın rızasını taleb etmiş ve Cenabı Hak hazretlerinin Sen benim hakkıyla kulumsun, sen doğrulukla bana taparsın, iltifatı ilahiyesine nail olmuşlar.

Dünyaya İtibar Etmemek

Sultanül Arifin Mahmüd Sami -kuddise sirruh -hazretlerine, manen simya ilmi verilmiş olmasına rağmen, o zahiren bu çok mühim olan nesneye en ufak bir meyl göstermemiş, alnının teri ile maişetini şereflice temin etmişdir. Pederlerinden kendilerine intikal eden pek büyük servete dahi itibar etmemişler, el sürmemişlerdir.

Ali-kerremallahü vecheh ve radıyallahu anh Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh efendimize hitaben:

YaEba Bekir Sen hepimize tekaddüm ediyorsun! Bunun sebebi nedir? sualine cevaben:

Halkı iki kısım gördüm. Bir kısmı dünyayı ister, bir kısmı da ahıreti. Ben ise yalnız Mevlamı, Mevlamın rızasını isterim, buyurmuşlardır.

Gerek ashabı kiram, gerek evliyaullah hazeratından bunun gibi yüzlerce, hatta binlerce misaller getirilebilir.

Gene birgün İbrahim Ethem-kuddise sirruh, çölde giderken bir kuyu kenarına geldi. Abdest almak için kovayı kuyuya salladı. Yukarı çekdiğinde kova altın ile dolmuştu.Geri döktü. Tekrar salladı bu defada kova ağzına kadar en nadide mücevherle dolu idi. (Belki bugünkü değeri ile milyarları aşıyordu) ellerini semaya kaldınp:

Ya Rab! Bana hazineni mi gösteriyorsun? Abdest için su istiyorum, niyazında bulundu. Kovayı kuyuya bırakdı. Bu sefer çekdiğinde kova su ile dolu idi. Abdestini aldı, namazını kıldı. Gönül sultanları nazarında bir abdest alıp namaz kılmak bütün dünya ve mafîhadan daha önemli ve değerlidir.

İnsan şuna inanmalı ki bir iş için isteme ve tedbir alma yetmez. O işin ne sonuca varacağını bilemez. O halde bunu bilene bırakmak lazım. Nasıl ki bir altın bileziğin hakiki altın olup olmadığını ancak bir sarrafa göstermekle tatmin olur isek, bir işin sonunun hayır veya şer olup olmadığını ancak her şeyi bilen Allah teala ve tekaddes hazretlerinin bileceğine inanmak ve ona güvenmek lazımdır.

Peygamberlerden birine ilahî bir ses gelmiş "benden iste vereyim" o da bu emir bir alimin bir cahile, benden iste demesine benzemez, ben ne bileyim de ne isteyeyim. Her şeyi bilen Sen, tedbir ve ihtiyar Senin, Sen dilediğini ver ve yap ki selamete ereyim, der.

Bir kul da hazık bir doktora inandığından daha fazlasıyle Cenabı Hakkın kudretine, yaratan ve rızık verenin yalnız O olduğuna inanır, kelamı kadimine iman eder ve ona güvenirse o kul tevekkül makamına erişmiş olur.

Teslimiyet Yolunda Gayret

Teslimiyet mevhibei ilahî ise de kula dü?en teslimiyetin ehemmiyetini idrak edib teslimiyet yolunda gayret sarfetmelidir. Kalb ancak teslimiyetin tam olmasıyla huzura kavuşur. Teslimiyet gönüldeki kederi ve sıkıntıyı izale eder, ruh sevdiği ile beraber olur. Kulun maneviyat daki derecesi teslimiyet ölçüsündedir. Teslimiyet ehli daima Rablarıyla beraberdir.

Teslimiyet noksanlığından bir çok verimsiz üzücü haller tecelli eder. Her şeyde tereddüdü, vesvesesi artar. Teslimiyet tam bir huzur ve rahatlık verir, teslimiyeti olmayanların her işlerinde kararsızlık bağımsızlık görülür.

Şeyhine teslim olan (Hakikatte Cenabı Hakka'dır) bir salik kısa bir zamanda terakki eder, yüksek derecelere yükselir.

Teslim olamıyanın, ibadeti daha fazla olsa dahi, tereddütlü, şüphesi olduğu için, gönül aleminden bir nasib alamaz, alsa dahi noksan olur.

Gassal (ölü yıkayıcısı) elinde mevtanın halı ne ise, bir salikin mürşidine aynı şekilde teslim olması icab eder. Hakikatte teslimiyet Cenabı Hakka'dır. Mürşid vasıtadır. Salik mürşidine teslim olub muhabbet beslemesi lazımdır.

Araştırmadan Teslim Olmamalı

Fakir de, evvelce bu teslimiyet mevzuu zihnimi işgal ederdi, bu nasıl olabilir deye düşünürdüm. Allah teala ve tekaddes hazretlerinin, mürşidimle karşılaştırdığı vakte kadar. Vakta ki muhterem Üstaz Hazretlerinin o güzel hali ve muamelatındaki inceliği ve istikameti, fakiri öyle cezbetti ki, irade ve mecalim kalmadı. Hak celle ve ala hazretlerinin inayeti ile teslimiyet hali husul buldu, tahakkuk etdi. Yoksa insan her önüne gelene araştırmadan teslim olmamalı. Hatta her hal sahibi bile irşada selahiyetli değildir.

Teslim olunacak mürşidde bir çok ilahî meziyet ve sıfatlar bulunmalıdır ki onun tasarrufu sayesinde (Cenabı Hakkın izniyle) salik tefeyyüz edebilsin.

Bilhassa Kur'an emirlerine riayet etmeyen kimselerden aslandan kaçar gibi kaçmalıdır. Bu ulvî yola girmek arzusunda olanın sabırlı olması, acele etmemesi, iyice taharri etmesi lazımdır. Kendisinin ihlas üzere, niyetinde samimi olması da lazımdır.

Kur'an hükümlerinden bihaber olan kimsede en ufak bir manevî derece tasavvur olunamaz. Allah muhafaza etsin bir insan itikadının kuvvetlenmesini isterken bu sefer ondan da mahrum olur.

Sülük Ehlinin Dikkatli Olması Lazım Gelen Hususlar:

Şunu iyi bilmelidir ki, asıl keramet Hak celle ve ala hazretlerine garazsız, ivazsız, hiç karşılık beklemeden, tam bir ihlas ve teslimiyet üzere hayatımızın sonuna kadar kulluk vazifemizi îfa eylemekdir.

Hakiki aşık, maşukundan ne karşılık bekleyebilir? Onun gayreti, himmeti, ister darlık, ister genişlik hallerinde onu memnun etmek olmalıdır.

İnsan iyi, halis bir niyetle ubudiyet vazifesini îfa ederken Hak celle ve ala hazretleri onu bir çok kerametlerle mükafatlandırır, ziynetlendirir, güzel ahlak verir. Bu bir keramettir. Kalbine, kullara karşı şefkat besleme zevkini tattırır, bu da keramettir. Tevazu, kalb kırıklığı, engin gönül verir, bu da keramettir. Herkesle geçimli olma, afvedicilik, kabahat örtücülük kisvesi giydirir, bu da mühim bir keramettir. Kendisini, Habibi edibini, ve diğer bütün sevdiklerini, sevme zevkini verir. Bu ise kerametlerin en büyüğüdür.

Bunların fevkinde, üstünde, kendisini daimi olarak anma zikretme hali verir ki bu da kerametlerin en yücesi en şereflisidir.

Bizlere düşen hiç kesintiye vermeden gönlümüzü tam manasıyla Rabbımız zülcelal velkemal hazretlerine bağlamak olmalıdır.

Kul ulu çınarlar gibi, masivaya gönlünü kaptırmadan Kur'anı Kerim ahkamına, sünneti seniyye ittibaına ve evradlarının ulvîliğini idrak edib itina ile devam ettikçe Cenabı vacibülvücud hazretlerinin inayeti ile ihlası tezayüd eder, îkanı tezayüd eder, tam manasıyla istikamet ehli olur.

Dürüstlükde müstakar bir hal alınca seçilmişlerden olur. Hakiki Hakk aşığı bu seviyeye gelince, gönlünde dünya sevgisi, mal sevgisi halkın kendisine karşı değer vermesi, hörmet göstermesi isteği, riyaset (başolma) sevgisi gibi mezmum sıfatlardan Cenabı Hakkın izni ?ile kurtulmuş olur. Böyle bir kulu Rabbülalemin hazretleri sever, kullarına da sevdirir. Ancak eğri batıl görüşlü olanlar müstesna, onlar sevemezler. Şeytan ve nefislerinin dar görüşleri içinde oldukları için, hatta düşmanlıkları artar.