Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
-Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edeniz ki, felâh bulasınız. (Nûr 31)
-Ey mü'minler! Bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah'a tevbe ediniz. (Tahrim, 8)
-Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin öbür kabahatlerinizi de örter ve sizi şerefli bir mevkie sokarız. (Nisa, 31)
-O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayan, ne işlerseniz bilendir. (Şûra, 25)
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:
-Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş def'a Allah'a istiğfar ederim.
Ashab-ı Kiram:
-Bizim en büyük derdimiz nedir? dediler.
-Derdiniz günah derdidir, buyurdular. Ashab-ı Kiram:
-Bunun ilâcı nedir?dediler.
Resûlü Ekrem efendimiz:
-Günah işleyenin gece karanlığında dili ile istiğfar etmesidir, buyurdular. (Riyâzü'n-Nasihîn)
-İblis tard edildiği zaman, "izzetine yemin ederim ki, insanların canı bedenlerinde durdukça kalblerinden çıkmam," dedi. Allah Teâlâ da buna karşılık "canları bedenlerinde bulundukça, izzetime yemin ederim ki, tevbe kapısını onlara kapamam" buyurdu.
Bir hadis-i şerifde:
-Kul vardır ki günah sebebi ile cennete girer, buyurdu.
-Bu nasıl olur ey Allah'ın Rasûlü? dediler.
Buyurdular:
-Günah işler ve sonra pişman olur ve onu hep gözünün önünde tutar, nihayet cennete girer, o zaman şeytan, keşke onu bu günaha sokmasaydım, der. (Kimya-yı Saadet'den)
-Kul günahından tevbe etdiği zaman, Cenâb-ı Hak bu günahı, kiramen kâtibin meleklerine, kulun günah işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekâna ve o zamana unutturur ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için bir şahid bulunmaz.
-İstiğfar mü'minin sahife-i amâlinde nur gibi parlar. (Ramuz)
Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıyallahu anh'den)
-Bir kimse herhangi bir suretle günah işlemiş duruma düşer fakat hemen peşinden nâdim olub tevbe ve istiğfar eder ve bir daha işlememeğe azmederek "Ya Rabbi, ben bir günah işledim. Beni mağfiret eyle!" derse Allah da şöyle buyurur:
-Kulum bir günah işledi. Hemen peşinden, kendisinin bu günahını afvedebilecek bir Rabbı bulunduğunu düşünerek işlemiş olduğu günahdan dolayı pişmanlık duydu. Tevbe ve istiğfar etdi. Ve bir daha işlememeğe azmetdi. Ben de bu kulumu mağfiret eyledim.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: (Hazreti Ali radıyallahu anh'den)
-Mahlûkat yaratılmazdan dört bin sene önce, Arş'ın etrafına şöyle yazılmıştır: Ben (Allah) günahlarına tevbe edib imân eden ve salih ameller işleyen, sonra da istikamete gelen kullarımın günahlarını çok mağfiret ediciyim.
-Göklere kadar yükselen günahı işleseniz de sonra nedâmet etseniz Allah Teâlâ tevbelerimizi kabul eder. (İbn Mâce)
-Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar (tevbeyi kabul eder) gece günahkâr olanların tevbe etmeleri için de gündüzün elini açar, bu hal güneş batdığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete kadar) devam eder. (Müslim)
Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
-Kul, Allah Teâlâya itaat etdiği zaman Allah ona marifetullahı bahşeder. Taatı terkedince, daha önce vermiş bulunduğu bu marifetullahı geri almaz. Bilakis kıyamet gününde, aleyhinde bir delil olarak kullanmak üzere kalbinde bırakır. Kıyamet günü olunca da kendisine der ki:
-Seni marifetullah ile mümtaz kılmış onu sana bahşetmiştim. Bildiğinle niçin amel etmedin? İlminle niçin âmil olmadın?
-Günahdan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar diğer taraftan da günahda ısrar eder ise el-iyazü billah Cenâb-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur. (Müslim)
-Mü'min; günahlarını, bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günahlarını burnunun üzerine konub uçmuş bir sinek gibi görür.
Yahya İbni Muaz kuddise sirruh buyurmuşdur ki:
-Samimi bir tevbenin alâmeti üçdür:
Oruç tutmak için az yemek.
Namaz kılmak için az uyumak.
Hak Teâlâ'yı zikretmek için az konuşmak.
Gene buyurdular:
-Tevbe, günahların hepsini yok eder. Tevbe bunu yaparsa, acaba onun rızası ne yapar? Rızası bunu yaparsa, sevgisi ne yapmaz ki, sevgisi akılları dehşete düşürür, sevgisi bunu yaparsa, dostluğu ne yapmaz ki. Dostluğu ondan gayrı her şeyi unutturur. Dostluğu bunu yaparsa, lütfu ne yazmaz ki?
Cüneyd Bağdâdî kuddise sirruh buyurdular:
-Tevbenin üç mânâsı ve merhalesi vardır:
İlk olarak peşimânlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek. Üçüncü olarak da yapılan haksızlıkları (kul haklarını) helâl etdirib husûmetden arınmaktır.
Mevlânâ Sâdeddîn Kaşgârî kuddise sirruh buyurur:
-İlâç diye öte-beri yemekden ise, perhiz etmek daha yerindedir. Çok yiyende çok hastalık olur. Onları def etmek için de ilâç alırlar. İyileşince de gene tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilaç, yine sıhhat, yine yemek. Neticede ilaç da faide vermez ve marazı arttırmaktan başka bir işe yaramaz.
Günah ile tevbe de böyledir. Günah arkasından tevbe, yine günah yine tevbe. Neticede bu türlü tevbe de ayrı bir günah olub çıkar.
Onun içindir ki, Allah ehli herşeyde perhizi severler. Ve herşeyi bırakıb Allah ile meşgul olurlar.Ve bir gaflet anında öbür dünyaya göçmemek için çok dikkatli bulunurlar.
Muhammed ibni Sîrîn şöyle der:
-Aman bir hayır işleyip de sonra onu terk etmekten sakın. Zira tevbe edib de sonra tevbesini bozan ve iflâh bulan bir kimse görülmemiştir.
Günahlardan dönen kişiye yaraşan; tevbesini bozmamak için ecelini gözlerinin önüne getirmek, geçmişde işlemiş olduğu günahlar üzerinde düşünmek, Tevbe ve istiğfarı çok yapmak, tevbe nimetini verdiği ve ona muvaffak etdiği için Allah'a şükretmek ve kıyamet gününü sevabı hakkında tefekkür eylemekdir. Zira şüphesiz ki âhiret sevabını düşünen güzel amelleri işlemeğe daha çok rağbet eder. Âhiret azâbını düşünen de kötü, çirkin ve haram fiillerden kendisini alıkoyar.
Ebu'l-Fazli Muhammed bin Hasen Halebî kuddise sirruh der ki:
- "Allah Teâlâ insanoğlundan bir kimseye, keramet tacı giydireceği zaman, ona tevbe nasib eder. Bir sevdiğinin hizmeti ile de meşgul eder. İş bu hizmet de, onun ikrama nail olmasına sebeb olur."
Tevbe, Allah'a ta'zim ve gazab-ı ilâhisinden kaçınmak için olmalıdır. Eğer başka bir niyet için olursa bu tevbe kabul olunmaz.
Günahkârın, günahını kalben kendi ihtiyarı ile terketmesi lâzımdır. Eğer yalnız dili ile tevbe edib, kalbinden günahının terki için kararlı olmazsa, tevbesi sahih olamaz.
Bir günah işleyen derhal tevbe ederse, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri çok merhametli, çok afvedici olduğu için o tevbeyi kabul eder, yalnız tevbe eden kimse üç hususa riayet etmelidir:
Birincisi; günah işleyenin işlediği günahından dolayı, samimi bir şekilde pişman olmasıdır.
İkincisi; o günahı derhal terketmelidir.
Üçüncüsü; istikbâlde o günahı bir daha işlememeğe azimli olmalıdır.
Mü'min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir. Allah dostları en ufak zellelerini dahi, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül-celal velkemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.
Halbuki itikadı zayıf, imânı kamale ermemiş kişiler ise dağlar gibi büyük büyük günahlar işlerler, hatalı sözler sarfederler, o işledikleri cesim günah ve kabahatlerini nefisleri, kendilerine basit, küçük ve ehemmiyetsiz gösterir ve istiğfar etmeye dahi lüzum görmezler.
Bütün peygamberan-ı izam, ashâbı güzin radıyallahu anhum ecmain hazeratı, büyük veliler, Allah dostları, işlemiş oldukları pek ufacık zellelerini dahi büyük görmüşler, nedâmet üzere, Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine afvedilmeleri için iltica ve istiğfar etmişlerdir.
Sahabe-i güzin hazeratının en güzidesi, gözbebeği mesâbesinde olan Ebu Bekri's-Sıddîk radıyallahu anh hazretleri Cenhab-ı Hakk'a hitaben:
"Ya Rabb! Suçlarım kumlar gibi sayılmaz. Sen bu günahkâr âsî kulunu afvet" deyerek yalvarmış ve daimi olarak tevbe ve istiğfar etmişdir.
Bizlere, aciz kullara düşen, yapmakda olduğumuz günah, isyan ve nisyanlarımızı, daima olarak tevbe ve istiğfar etmek ve yapmış olduğumuz günahları nasıl olsa afvolunuyor deyerek, ikinci defa işlemeğe cür'et etmeyib, tevbemizde ihlâs üzere sebatkâr olmak olmalıdır.
Abdülkâdir Geylânî kuddise sirruh buyurur:
-Ey ahali! Hayat kapısı açık bulunduğu müddetçe onu ganimet bilin. Hayatta oldukça onu değerlendirin. Zira yakında o kapı size kapanacak. Ömürleriniz tamamlanacak, hayatınız sona erecekdir. Hayırlar işlemeğe kadir olduğunuz müddetçe onları işlemeyi ganimet bilin. Tevbe kapısı açık iken bu kapıyı ganimet bilin ve oradan girin. Dua kapısı açık iken onu ganimet bilin ve ihlâslı yakarışlarla Allah'a dua edin. Sâlih mü'min kardeşlerimizin sıkıntılı anlarını ganimet bilin. Böyle anlarda, sırf Allah rızası için onların yardımına koşun...
Gene buyuruyorlar:
-Günahlarınızdan ve kötü tavırlarınızdan dönünüz. Tevbe ediniz! Bu tevbe sizin kalblerinizde dikilmiş fidanlardır. Yanınızdaki binaların temelleridir. Şeytanın binasını yıkınız. Allah'ın binasını yapınız. İşte o zaman Mevlâ'ya ulaşırsınız. Rabbınıza kavuşursunuz. Ben öz-esas üzerinde duruyorum. Kabuk-posa üzerinde durmuyorum. Şu zahirî dış haller bir posadan ibarettir. Ben onun terbiyesi üzerinde durmuyorum. Bilakis, özünüzün, ruhunuzun, kalbinizin, sırrınızın terbiyesi üzerinde duruyorum. Kışır, kabukdan ibaret zahirlerinizi ise bir kenara atıyorum. Sizi terbiye ediyorum. Taaa, Peygamberimizin gözü sizi tutuncaya kadar...
Ya Rab! Günahımız çok, sayıya gelmez. Fakat senin rahmetin, afvediciliğin nihayetsiz, sınırsız. Hem bizleri tevbe kapında daim eyle, hem de işlemiş olduğumuz günahları tekrar ettirme, bizleri hıfz eyle. Âmin
Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri, cümlemizi, imân zayıflığından, günahlardan muhafaza etsin! Tevbe ve istiğfarımızı, çoğaltsın. Amin. Bi hürmeti TÂHÂ ve YASİN.