“Sor, İsrail oğullarına, onlara nice açık âyetler verdik. Allah’ın nimetini, geldikden sonra kim onu tebdil ederse (yani küfrederek nimetin tebdiline sebeb olursa) bilsin ki Allah muhakkak azabı pek çetin olandır. Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İmân edenleri maskara etmek istiyorlar. Hâlbuki Allah’a itaat edip O’nun vikayesine girenler kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir.” (Bakara Suresi, 211-212)
“Sor, İsrail oğullarına, onlara nice açık âyetler verdik. Allah’ın nimetini, geldikden sonra kim onu tebdil ederse (yani küfrederek nimetin tebdiline sebeb olursa) bilsin ki Allah muhakkak azabı pek çetin olandır.
Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İmân edenleri maskara etmek istiyorlar. Hâlbuki Allah’a itaat edip O’nun vikayesine girenler kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir.” (Bakara Suresi, 211-212)
*
Gözlerine dünyâ hayâtı süslü gösterilenler Abdullah bin Mes’ud, Ammar bin Yâsir, Suheyb bin Sinan, Hubeyb bin Adiyy, Bilâl bin Rebâh el-Habeşî gibi mü’minleri alaya almaya başladılar. Bunları beyinsiz addederek istihkar ederler ve: “Şu zavallılar dünyâ lezzetlerini terk ettiler, türlü ibâdetlerle de kendilerine eziyet veriyorlar, rahatlarından oluyorlar” derlerdi.
Dünyâ hayatının insanların gözüne nasıl müzeyyen gösterildiğine misâl olarak şu kıssa anlatılır:
İsâ -aleyhisselâm- beraberinde bir yahûdi ile sefere çıkmışdı. Yanında üç aded çörek vardı. Bir müddet sonra İsâ -aleyhisselâm- üç aded çöreği yahudiye emaneten vererek: “Bunlar biraz sende dursun” dedi. Yahudi bir tarafa çekilip bunlardan, birini yalnız başına yedi. Birkaç zaman sonra İsâ -aleyhisselâm- “O üç çöreği ver” dedikde iki çöreği uzatdı. “Üçüncüsü nerede?” diye sordukda: “Zâten iki tane idi” dedi. İsâ -aleyhisselâm- yahudiye yalanını ikrar ettirmeye azmetdi. Yola devam ettiler. Biraz gitdikden sonra üç parça külçe altın buldular. Yahudi bunları görünce hemen İsâ -aleyhisselâm-’a:
– Haydi bunları taksîm et, dedi. İsâ -aleyhisselâm- da:
– Şu biri senin, diğeri benim, üçüncüsü de üçüncü çöreği yiyen arkadaşımızın diye taksîm etti. Yahudi sabredemeyip:
– Üçüncü çöreği yiyen benim dedi. İsâ -aleyhisselâm-:
– Öyle ise benden uzak ol artık. İnsaniyet derecen bu kadarmış. Bu üçü de senin olsun, deyip ondan ayrıldı.
Çok geçmedi üç tane hayırsız geldi. Beraberce anlaşıp Yahudi’yi oracıkta öldürdüler. Sonra o sırada acıkmış bulundukları için, içlerinden birini yiyecek bir şeyler alıp gelmesi için şehrin çarşısına gönderdiler, O gidince geriye kalan ikisi onu öldürüp üç altını üçe değil ikiye taksim etmek üzere anlaştılar. Ve dediler ki: “O çarşıdan dönüp geldiği zaman onu öldürürüz, altını ikiye taksim ederiz, onun nasibini de biz almış oluruz.” Çarşıya giden arkadaşları da onları öldürüp altının hepsini almayı düşünerek aldığı yiyecekleri içine zehir koyarak getirdi. Zehiri de bol koydu ki çabuk ölsünler.
O çarşıdan dönüp geldiği sırada diğer ikisi el birlik hücum ile onu öldürdüler. Sonra oturup ölüsü yanında onun getirdiği yiyeceği yediler. Daha yiyecekler bitmeden onlar da oracıkta öldüler.
Bir müddet sonra İsâ -aleyhisselâm-’ın yolu bunlara uğradı: Üç parça altın, yanında yatmakta olan dört ölü. İsâ -aleyhisselâm- hayretler içinde onlara bakarken Cibril indi ve olanları anlattı.
– İşte dünyâ budur. Şu insanlar niye bunun zînetine aldanıp kendilerini böyle perişan ediyorlar, dedi.
Akıllı olana gerekli olan dünyânın çokluğuna aldanmamak, mal toplamaya ehemmiyet vermemek, âhirette biçmek için dünyâda amel tohumları ekmektir. Zirâ dünyâ, âhiretin tarlasıdır. Zenginliklerinin gururu ile zenginlerin, fakirleri hakîr görmemesi ve onlarla alay etmemesi gerekir. Çünkü bu vasıf kâfirlerin vasıflarındandır. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Bakara Suresi Tefsiri, s. 254)