İmam Âzam Ebû Hanife kuddise sirruh buyurur:
- Dinin alış-veriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerinin sevabını alamaz.
İmam Rabbânî kuddise sirruh buyurur:
- Bu dünyada haramların tadına ve güzelliğine aldanmamalı. Onun yalancı gösterişlerine kapılmamalıdır. Çünkü hepsi geçici ve kıymetsizdir. Bugün böyle olduğuna inanmayanlar olabilir. Fakat yarın ölünce, doğru olduğu anlaşılacaaktır. O zaman insanın faidesi olmayacaktır.
İyi bilmeli ki bu dünya imtihan yeridir, bunun için burada, dostlarla düşmanları karıştırmışlar, hepsine merhamet etmişlerdir. Halbuki kıyamette düşmanları dostlardan ayıracaklardır. O gün yalnız dostlara merhamet olunacakdır.
Abdülkadir Geylanı kuddise sirruh buyurur:
- Çalış, gayret et, çalışmadan ve gayret sarfetmeden bir noktaya varamaz, mânevî mertebelerde yükselemezsin. Muhakkak çalışman, Allah yolunda mesafe katedebilmen için gayret göstermen lâzımdır. Bütün gücünü himmet ve gayretini seferber et. İşte o zaman sana hayırlar gelir. Kim ki, ister, arar ve gayret sarfederse bulur. Daima helâl lokma senin kalbini nurlandırır. Ruhunu aydınlatır. Ve onu bulunduğu zulmet ve karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bunlarla meşgul ol, bunların vesvesesi ile meşgul olma.
Bu sırada dinleyenlerden biri sordu:
Bunun ilâcı nedir? Çaresi nedir?
Abdülkadir Geyâni kuddise sirruh:
- Bunların birinci ve baş ilâcı, yediğin lokmaya haram şeyler karışdırmamakdır. Şüpheli şeyler karışdırmamakdır. Helâl kazançla beslenmekdir. İkinci ilâcı da nefse muhalefet, Allah'ın men ettiği şeyleri yapmamakdır.
Ticârî ortaklıklarda mutabık kalınan hususlara harfiyyen riayet edilmelidir. Mukavele yapılıp imza edildikten sonra varılan anlaşmayı tatbik etmelidir. Ne sermaye konulacak? Ortaklarının koyacakları nisbetler ne olacak? Kimler şirkette fiilen çalışacak, kimler çalaşmayacak, ayda ne mikdar para çekilecek. Kâr taksimi nasıl olacak? Çalışanlar ayrıca bir ücret alacaklar mı? Çalışmayıp da sermaye nisbeti çok olanların alacakları ne olacak? Zarar edildiğinde ne şekilde şirket feshedilecek? Her ortak üzerine düşen zararı ne şekil ve nisbette ödeyecek?
Ortaklık idaresini yürüten kimse, tam istikamet üzere hareket edip faiz bataklığına batmadan, aldığını ve sattığını bilip, gününde alacağını tahsil edip, borcunu da gününde ödemeğe hırslı olmalı. Kasasında parası olduğu halde, başka menfaatler düşüncesiyle borcunu tehir ederek vaktinde ödemez ise, zalimlerden olmuş olur. Bu şekildeki kazançlara da bilmem helâl denilebilir mi? Satış akdi yapılan malın değeri ne kadar yükselirse yükselsin söz verilen fiyattan verilmelidir.
Sabahları çocukluğumda evden çıkarken anneciğim her işi bırakıp kapıya gelir:
- Aman evlâdım, komşu bahçelerinden en ufak dahi olsa, sakın sahibinin haberi olmadan alıp, yeme. Çünkü haram olur, diye tenbih ederdi.
Çünkü o zamanlar Erenköy ıssız bir kasaba idi. Evler üç beş dönüm meyvalık bahçeler içinde bulunurdu. Bu tenhalıkdan istifade ederek gizlice meyva koparıp yiyenler olurdu.
Hattâ yetişkin oğlulları olan bazı kadınlar, müstakbel gelinleri için:
- Ya Rab! Oğluma helâl süt emmiş bir kısmet ver! diye dua ederlerdi.
Yaşım küçük olduğu için bu sözlerden bir şey anlamazdım. Halbuki şimdi anlıyorum ki helâl sütle gıdalanan yavrular, Cenâb-ı Hakk'ın izniyle diyanetli, hüsn ü ahlâk sahibi, dürüst insanlar oluyorlar.
Hattâ bir darbı mesel vardır. Zamanın insanları bir Allah dostundan izahat almak için:
Çocuğumuzu nasıl terbiye edebiliriz demişler.
O da cevaben buyurmuş ki:
- Helâl lokma yediriniz, sonra sokağa bırakıveriniz, Allahu Teâlâ onu himaye eder.
Helâl kazananlar, ancak üzerlerine aldıkları vazifeyi tam ifa edenlerdir. İster âmme hizmetinde, ister hususi müesseselerde, askeriye ve bütün devlet müesseselerinde hizmet görenler, muhakkak aldıkları maaşlarının ve ücretlerinin karşılığını yerine getirmeye çalışmalıdırlar. Gaye, zaman geçirmek değil, aldığı vazifeyi noksansız olarak ifa etmek olmalıdır. Bu hususu ihmal edenlerin kazançları nasıl helâl olabilir?
Rabbımız zül celâl vel kemâl hazretleri, cümlemize helâl kazançlar versin! ve onu kendi yolunda rızasına muvafık olarak hüsn-ü istimal edenlerden eylesin! Amin.